VOLTAİRE’NİN AYAKKABI TAMİRCİSİ KEMAL TUNÇ
VOLTAİRE’NİN AYAKKABI TAMİRCİSİ

Bazen insanın en büyük yanılgısı, başkasının yaptığı işe bakarken kendi yaptığı işin kıymetini unutmasıdır.

Voltaire’in ayakkabı tamircisi bir komşusu olduğu anlatılır. Merak mıdır, imrenmek midir, yoksa biraz da haset midir bilinmez; bizim ayakkabı tamircisi şiir yazmaya başlamış.

“Komşum Voltaire yazıyor da ben niye yazmayayım?” diye düşünmüş olmalı.

Tamircimiz, anlaşılan o kadar da kibirli değilmiş. Yazdığı şiirleri Voltaire’e gösterir, üstadın düşüncesini sorarmış. Voltaire de komşusunu kırmaz, şiirlere şöyle bir göz gezdirirmiş.

Derken bir gün, üstadın o meşhur ve zarif tavsiyesi gelir:

“Sadece ayakkabı yap.
Sadece ve sadece ayakkabı yap.
Sen sadece ayakkabı yap.”

Bu söz, ilk bakışta bir meslek tavsiyesi gibi görünür. Oysa biraz düşündüğümüzde, insanın hayatına, mesleğine ve kendi sınırlarını bilmesine dair oldukça derin bir anlam taşır.

Çünkü mesele yalnızca ayakkabı yapmak değildir.

Mesele, insanın kendi işinde ustalaşmasıdır.

Bugün eğitim dünyasında bu hikâyeyi yeniden düşünmekte fayda var.

Bir öğretmenin elbette şiir yazması, kitap okuması, sanatla ilgilenmesi, farklı alanlarda kendisini geliştirmesi son derece değerlidir. Hatta öğretmenin dünyasını genişleten her uğraş, onun öğrencisine de yansır.

Fakat bütün bunları yaparken temel soruyu unutmamak gerekir:

Ben öğretmenlik mesleğimi ne kadar iyi yapıyorum?

Dersime ne kadar hazırlanıyorum?

Öğrencimi ne kadar tanıyorum?

Sınıfımı ne kadar iyi yönetiyorum?

Bir çocuğun hayatına dokunabiliyor muyum?

Her öğrencimin gelişimine gerçekten katkı sağlayabiliyor muyum?

Çünkü öğretmenlik, yalnızca derse girip çıkmaktan ibaret değildir. Bir öğretmenin asıl eseri, öğrencisinin zihninde, karakterinde ve hayatında bıraktığı izdir.

 

Bugünün dünyasında bir başka hastalıkla da karşı karşıyayız:

Kıyaslama.

Bir başkasının başarısını gördüğümüzde hemen kendimize dönüp bakıyoruz.

“O yaptı, ben neden yapmadım?”

“Onun öğrencileri başarılı, benimkiler neden değil?”

“Onun etkinliği daha çok ilgi gördü.”

“Onun adı daha fazla duyuluyor.”

“Onu herkes takdir ediyor.”

Oysa başkasının başarısı, bizim değerimizden hiçbir şey eksiltmez.

Başkasının ışığı, bizim ışığımızı söndürmez.

Bir öğretmenin başka bir öğretmenin başarısından rahatsız olması yerine, o başarıdan ilham alması gerekir.

Çünkü eğitimde asıl soru,

“Kim daha iyi?”

olmamalıdır.

Asıl soru şudur:

“Ben bugün öğrencime dünden daha fazla ne katabilirim?”


Her öğretmenin başka bir kuvvetli tarafı vardır.

Kimi sınıf yönetiminde ustadır.

Kimi öğrencisiyle kurduğu iletişimde…

Kimi akademik başarıda…

Kimi rehberlikte…

Kimi sanatta, sporda, sosyal etkinliklerde…

Kimi bir öğrencinin sessizce taşıdığı problemi fark etmede…

Önemli olan herkesin aynı olması değildir.

Önemli olan, kendi alanında ustalaşmasıdır.

Çünkü eğitim bir yarış pisti değildir.

Bir öğretmenin başarısı diğerinin başarısızlığı anlamına gelmez.

Tam tersine, bir öğretmenin iyi yaptığı iş, diğer öğretmen için öğrenilecek bir tecrübe olabilir.

Bu yüzden öğretmenler odasında kıyaslama kültürünün değil, katkı kültürünün hâkim olması gerekir.

“Kim daha iyi?” yerine,

“Birbirimize nasıl katkı sağlayabiliriz?”

diyebilmeliyiz.


Burada Voltaire’in “Sadece ayakkabı yap.” sözünü yanlış anlamamak gerekir.

Bu söz, “Başka hiçbir şey öğrenme.” demek değildir.

Tam tersine…

Kendini geliştir.

Oku.

Araştır.

Sanatla ilgilen.

Teknolojiyi takip et.

Yeni şeyler öğren.

Farklı alanlardan beslen.

Ama bütün bunları yaparken asıl işini unutma.

Çünkü insanın farklı alanlara merak duyması güzeldir; fakat merak, kendi sorumluluğunu ihmal etmeye başladığında başka bir şeye dönüşür.

Bir öğretmen çok şey bilebilir.

Ama bildiklerini öğrencisine aktarabiliyorsa değerlidir.

Çok kitap okuyabilir.

Ama okudukları öğrencisinin hayatına dokunuyorsa anlamlıdır.

Çok başarılı projeler yapabilir.

Ama sınıfındaki çocuğu ihmal ediyorsa, bütün o çalışmaların eksik bir tarafı vardır.

 

Belki de Voltaire’in ayakkabı tamircisine verdiği tavsiyeyi bugün hepimizin kendimize söylemesi gerekiyor:

“Kendi ayakkabını iyi yap.”

Yani kendi işini iyi yap.

Kendi mesleğinde ustalaş.

Kendi öğrencini tanı.

Kendi sorumluluğunu hakkıyla yerine getir.

Başkalarının yolundan ilham al ama onların yolunu yürümeye çalışma.

Çünkü eğitimde başarı, başkasının kopyası olmakla değil, kendi özgünlüğünü ortaya koymakla mümkündür.

Ve belki de bütün bunların özeti tek bir cümlede saklı:

Başkasının yoluna bakarken kendi yolumuzu kaybetmeyelim. Başkasının başarısından ilham alalım; fakat onunla yarışmak yerine kendi mesleğimizde ustalaşalım.

Çünkü öğretmenlikte mesele her şeyi yapmak değildir.

Mesele, yaptığımız işi anlamlı, nitelikli ve hakkıyla yapmaktır.

Belki de iyi bir öğretmenin ustalığı tam burada başlar:

Kendi “ayakkabısını” en iyi şekilde yapabilmekte…

2 YORUMLAR

  • Şakir KURT

    Harika bir yazı... Rabbim işini mesleğini en güzel şekilde icra edenlerden eylesin.. kaleminize sağlık...

    • Ahmet Kızılgeçit

      Maşallah. Kıymetli hocam. Mesele, zaten bu ayrımı yapabilmekte. Yüreğinize, kaleminize sağlık. .

      YORUM YAZ