İngiltere’de Sessiz Kriz: Genç İşsizliği ve Yapay Zekâ Çağının Kaybedenleri mi Geliyor? DR. BELMA UYSAL
İngiltere’de Sessiz Kriz: Genç İşsizliği ve Yapay Zekâ Çağının Kaybedenleri mi Geliyor?

İngiltere bugün görünmeyen ama giderek büyüyen çok ciddi bir toplumsal sorunla karşı karşıya: genç işsizliği.

Ekonomik krizler, enflasyon ve hayat pahalılığı sıkça konuşulsa da, belki de önümüzdeki on yılın en kritik meselesi sessizce büyüyor. İngiliz basınında son günlerde geniş yer bulan raporlar, gençlerin iş gücü piyasasından giderek uzaklaştığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, yakın gelecekte yaklaşık her beş gençten birinin işsiz kalabileceği yönünde ciddi uyarılarda bulunuyor.

Peki ne oldu da dünyanın en köklü eğitim sistemlerinden birine sahip olan Birleşik Krallık böyle bir tabloyla karşı karşıya kaldı?

Aslında mesele yalnızca ekonomik durgunluk değil. Sorunun merkezinde çok daha büyük bir dönüşüm var: Yapay zekâ çağının iş dünyasını kökten değiştirmesi.

Eskiden gençler mezun olduktan sonra kariyerlerine giriş seviyesindeki işlerle başlarlardı. Çağrı merkezleri, müşteri hizmetleri, veri girişi, idari destek, temel analiz işleri ya da giriş düzeyindeki ofis görevleri gençlerin iş hayatına açılan ilk kapılarıydı.

Ancak bugün bu kapılar birer birer kapanıyor.

Birçok şirket artık bazı görevleri insan yerine yapay zekâ sistemleriyle yürütmeye başladı. Özellikle tekrarlayan ve temel düzeydeki işler, teknoloji tarafından hızla dönüştürülüyor. Şirketler açısından bakıldığında bu değişim maliyetleri azaltıyor olabilir; ancak gençler açısından bakıldığında ortaya çok ciddi bir risk çıkıyor: “İlk iş fırsatının ortadan kalkması.”

İngiltere’de bugün binlerce genç aynı soruyla mücadele ediyor:

“Herkes deneyim istiyor ama deneyimi nerede kazanacağız?”

İşverenler ekonomik belirsizlik nedeniyle daha hazır ve deneyimli çalışanlara yöneliyor. Uzaktan ve hibrit çalışma modelleri de gençlerin iş öğrenme süreçlerini zorlaştırıyor. Eskiden bir ofiste, deneyimli bir çalışanın yanında zamanla öğrenilen meslek kültürü, artık ekranların arkasında kaybolabiliyor.

Bunun yanında hayat pahalılığı da gençlerin üzerindeki baskıyı artırıyor. Londra gibi şehirlerde kira fiyatları astronomik seviyelere ulaşmış durumda. Gençler hem iş bulmakta zorlanıyor hem de bağımsız bir yaşam kurmanın giderek imkânsız hale geldiğini hissediyor.

Ancak burada asıl sormamız gereken soru şu:

Acaba İngiltere’deki eğitim sistemi gençleri gerçekten geleceğe hazırlıyor mu?

Yıllar boyunca gençlere verilen mesaj oldukça netti:

“Üniversite oku, diploma al ve iyi bir işe gir.”

Fakat artık dünya değişti.

Bugün diploma tek başına yeterli olmayabiliyor. İş dünyası; problem çözebilen, iletişim becerisi güçlü, yaratıcı düşünebilen, teknolojiyle birlikte çalışabilen ve girişimci bakış açısına sahip bireyler arıyor.

Belki de gençlere artık sadece bilgi öğretmek yetmiyor.

Onlara belirsizlikle baş etmeyi, değişime uyum sağlamayı, kendi fırsatlarını oluşturmayı ve en önemlisi yapay zekâ ile rekabet etmek yerine onu kullanmayı öğretmemiz gerekiyor.

Çünkü gerçek şu ki, yapay zekâ bazı işleri elimizden alırken aynı zamanda yepyeni fırsatlar da oluşturuyor. Sorun teknolojinin kendisi değil; gençlerin bu yeni dünyaya ne kadar hazır olduğu.

İngiltere bugün çok kritik bir yol ayrımında.

Eğer eğitim sistemi ve iş dünyası gençleri geleceğin becerileriyle donatamazsa, bugün sessizce büyüyen bu sorun yarının büyük sosyal krizine dönüşebilir.

Peki Türkiye açısından bu tablo bize ne söylüyor?

Aslında İngiltere’de yaşananlar, Türkiye için de önemli bir erken uyarı niteliği taşıyor. Çünkü benzer bir dönüşümün etkileri Türkiye’de de giderek hissedilmeye başlandı. Üniversite mezunu genç işsizliği, diploma ile istihdam arasındaki bağın zayıflaması ve gençlerin “Mezun olduktan sonra ne olacak?” kaygısı her geçen gün daha görünür hale geliyor.

Üstelik Türkiye, genç nüfusu bakımından İngiltere’den çok daha büyük bir avantaja sahip. Ancak bu avantajın sürdürülebilir bir güce dönüşebilmesi için eğitim anlayışımızın da değişen dünyaya uyum sağlaması gerekiyor.

Artık yalnızca akademik başarıyı merkeze alan bir eğitim modeli yeterli görünmüyor. Gençlerin; problem çözme, iletişim, girişimcilik, dijital yetkinlik, yapay zekâ okuryazarlığı ve değişime uyum becerileriyle desteklenmesi gerekiyor. Çünkü geleceğin iş dünyasında yalnızca bilgi sahibi olmak değil, bilgiyi dönüştürebilmek ve teknolojiyle birlikte üretebilmek belirleyici olacak.

Belki de bugün Türkiye’de eğitim dünyasının kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:

Biz çocuklarımızı sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa geleceğin dünyasına mı?

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ