Evde, yolda, okulda, dağda, bağda, bahçede, tarlada, yatakta, mutfakta, banyoda, tuvalette, bakkalda, markette, işte, pazarda, camide, namazda, yemekte, piknikte, parkta, direksiyonda, otomobilde, minibüste, otobüste, metrobüste, metroda, tramvayda, vapurda, pencerede, balkonda, yatarken, bakarken, yerken, içerken, karşıdan karşıya geçerken cep telefonu elden düşmüyor.
Deve kuşu nasıl kuma sokuyorsa kafasını, insanoğlu da ekrana sokmuş vaziyette. Neredeyse yediden yetmişe. Yok, yok üçten seksen üçe.
Kimi oyalanıyor, kimi oyun oynuyor, kimi gerekli gereksiz konuşuyor, kimi paylaşıyor, kimi seyrediyor, kimi bakıyor, kimi alıyor, kimi satıyor; kimi sosyal(!) medyada fink atıyor.
Kimi okuyor, araştırıyor, iş görüyor; hakkını teslim edelim.
Sabah kalkarken ilk, akşam yatarken son meşguliyetimiz.
Eskiden başucu kitabı, el kitabı vardı. Hey gidi günler!
Şimdi başucumuzda cep telefonu, elimizde cep telefonu.
Bir nimet(!), bu kadar mı külfet hâline getirilir yahu! Her nasılsa geldi işte.
Öğrenci-öğretmen, anne baba-çocuk, dost-arkadaş arasına bir kara kedi gibi girdi şu cep telefonu.
Televizyon, bilgisayar ve tablete hiç değinmiyorum. Günün birinde televizyonun pabucu dama atılır mı bilmem. Yıllar önce bir arkadaşım “Eve televizyon sokmadım, ama evimin her odasında cep telefonu sayesinde dizi izleniyor.” demişti.
Galiba doğadan uzaklaşıp dört duvarın arasında yaşamaktan bıkan insanoğlu, kendini irili ufaklı dört köşeli, parlak ve renkli ekranlara mahkûm ederek huzur arıyor.
Hâl böyle olunca gözler kurumaya, beyinler tembelleşmeye, bedenler hantallaşmaya, fizik bozulmaya, kimya kaybolmaya yüz tuttu.
Adı sosyal olan ama insanı bireyselleştirip yalnızlaştıran bir medyanın pençesine düşen aklımız, fikrimiz, ruhumuz, bedenimiz, hâlden hâle girdi. Bakışlarımız bulanıklaştı.
Çocuklarımız, gençlerimiz dijital medyada çok iyi mücadele eder; aşkla, şevkle, büyük bir azim ve kararlılıkla savaşlar, oyunlar kazanır oldu. Ancak hayat mücadelesi konusunda aynı şeyleri söylemek mümkün değil.
Üstat Mustafa Kutlu diyor ki, “Yahu şu cep telefonu olmadığı zamanlar biz ne yapıyorduk?”
Sahi, ne yapıyorduk? Haydi, iyice düşünelim…
Kitabı unuttuk. Sohbet etmeyi unuttuk. Birlikte yemek yemeyi unuttuk. Birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuk.
Herkes kendi odasına, kendi âlemine çekildi. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor.
Anne babalar çocuğunu, öğrenci okulunu, çalışan işini, evliler eşini, çocuklar ailesini ihmal eder hâle geldi.
Elimiz telefonda, gözümüz ekranda.
Bir beğeni uğruna aman Allah’ım neler, neler…
Hâl böyle olunca düşünüyorum, taşınıyorum… Yahu biz bağımlı mı olduk ne?
Türk Dil Kurumuna göre bağımlılık, “Bir şeye veya bir kimseye bağlı olma durumu; tabiiyet.”
Yeşilay’a göre “Bağımlılık; kişinin kullandığı bir madde, alkol, nesne veya yaptığı bir davranış (eylem) üzerinde kontrolünü kaybetmesidir. Kontrolsüzce kullanılan her madde ya da gerçekleştirilen her davranış bağımlılık oluşturma riski taşır. Kişiler hayatta birçok şeye karşı bağımlı olabilir. Örnek: madde, alkol, sigara, kumar, teknoloji, herhangi bir eşya veya davranış (Ögel, 2018; Yeşilay Yayınları, 2018).”
Türkiye Bağımlılıkla Mücadele (TBM) Eğitim Programı’na göre ise bağımlılık, kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesidir. Kullanım/davranış sıklığı azaldığında veya kesildiğinde huzursuzluk, uykusuzluk, öfke gibi yoksunluk belirtileri görülür.[1]
Uzmanlar, teknoloji bağımlılığının sebep olduğu olumsuzlukları şöyle sıralıyor: 1) Depresyon (bunalım) ve anksiyete (kaygı bozukluğu), 2) Yalancılık ve sahtekârlığa yönelme, 3) Suçluluk duygusu, 4) Önceliklerini belirleyememe, 5) Karasızlık, 6) Asıl görevlerini ihmal etme, 7) İçe kapanıklık, 8) Aileden ve sosyal çevrelerden kendini soyutlama, 9) Zaman algısını kaybetme, planlama yapamama, 10) Çalışmaktan ve işten kaçınma, tembellik, 11) Kişisel gelişimi ihmal etme, 12) Psikolojik olarak ani değişiklikler yaşama, 13) Sürekli aynı pozisyonda oturmaktan dolayı sırt ağrıları, kamburluk, 14) Elde (parmaklarda) karpal tünel sendromu, 15) Ense, boyun ağrısı ve tutulması, 16) Göz kuruluğu, görme bozuklukları, 17) Bakışta donukluk, 18) Düzensiz beslenme alışkanlığı, 19) Kişisel temizliğe önem vermeme, 20) Hareketsizlikten kaynaklanan sağlık sorunları, 21) Solunum ve kalp zayıflığı, 22) Aşırı kilo alma veya aşırı kilo kaybı, 23) Dikkat, algı ve düşünebilme yeteneklerinin körelmesi, 24) Sosyal, kültürel, sportif etkinliklerden uzaklaşma, 25) Uykusuzluk, 26) Vazgeçememe, 27) Kullanmadığı zaman huzursuzluk ve öfke 28) Zamanla özgüveni yitirme… Dahası vardır mutlaka.
Benden söylemesi.
Eğitimci arkadaşım Rahmi Güler, bir yurt dışı seyahatinden sonra (yanlış hatırlamıyorsam Avusturalya) şunları aktarmıştı: “Ülkede 14 yaşın altındaki çocukların sosyal medya kullanımı sınırlı. Çocuklar yalan bilgi paylaşamaz, arkadaşına hakaret edemez, elbisesinin üstü olmadan bile açık paylaşım yapamaz. Yaparsa ilgili çocuk ve ebeveyni takibe alınır. Okullar her sene başı sosyal medya kullanımı ile ilgili eğitim vermek zorundadır.”
Bağlandı gözler, kaldık çaresiz. Bu mevzu derin…
Murat Öğün
Özetle insan kendi sonunu getiriyor demek istemişsiniz sanırım. Çok acı bir tablo..
Hatice Seckin
Burdan dönüş zor.. Bir de yapay zeka konusuda eklendi akıllar kitlendi.. Teknolojiyi iyi kullanabilmek tek umut oldu... Kaleminize sağlık...
Murat Bilge
Sayın Hocam, çok çok önemli bir konuyu kaleme almışsınız. Gerçekten gençlerimizi, çoluk çocuğumuzu, ailedeki muhabbet ortamını elimizden aldı. Çaresiz kaldık maalesef. Bağımlılıkla beraber çağımızın vebası mı acaba diyesi geliyor insanın. Kaleminize sağlık..
Salih İpşir
Acı bir gerçek, anne ve babaların aile içindeki otoriteyi çocuklara devretmesi, aile eğitim düzeyimizin ciddi manada düşüklügü, kendini bilmeyen fakat herşeyi bildiğini düşünen bir nesil, amacı dışında kullanım olunca bağımlı hale nasıl getirilmek, önemli bir konuya temas ettiğiniz için çok tşk ederim sayın hocam..
Nihal Alemdaroğlu Gödek
Sayın hocam.Çok guzel bir mevzuyu kaleme almışsiniz....