KIYMETİNİ BİLMEK KADİR ÜNAL
KIYMETİNİ BİLMEK

Bir şeyleri kaybetmeden önce kıymetini bilmeyi ne zaman öğreneceğiz?

Belki de hayatımızın en büyük yanılgısı burada başlıyor.

Elimizde olanları, sanki hep bizimle kalacakmış gibi görüyoruz.
Yanımızdaki insanları…
Soframızdaki insanları…
Arayabileceğimiz telefon numaralarını…
Kapısını çalabileceğimiz evleri…
Birlikte içilen çayları…
Birlikte gülünen akşamları…
Çocukluğumuzdan kalan sesleri…
Anne babamızın “Kendine dikkat et.” deyişini, arkandan el sallayışını…
Bir dostun “Ne zaman ihtiyacın olursa ara, her zaman yanındayım .” cümlesini…

Hepsini hayatın doğal akışı zannediyoruz.

Oysa hayatın bize verdiği hiçbir şeyin sonsuza kadar bizimle kalacağının garantisi yok.

Günümüz insanı her şeyi hızlandırdı.

Daha hızlı çalışıyoruz.
Daha hızlı yiyoruz. 
Daha hızlı konuşuyoruz.
Daha hızlı tüketiyoruz.
Daha hızlı seyahat ediyoruz.
Daha hızlı haberleşiyoruz.

Ama garip bir şekilde, daha hızlı yaşarken daha az hissediyoruz.

Bir mesajı okumaya ayıracak birkaç dakikamız yok ama saatlerce ekrana bakabiliyoruz.

Bir dostumuzun hâlini hatırını sormaya vaktimiz yok ama sosyal medyadan kim ne yapmış, kim nereye gitmiş diye uzun uzun bakabiliyoruz.

Aynı sofrada oturuyoruz ama herkes başka bir dünyaya bakıyor.

Yan yana yaşıyor, fakat birbirimize dokunmadan geçip gidiyoruz.

Ve sonra bir gün…

Bir sandalye boş kalıyor.

Bir telefon numarası artık aranamayacak hâle geliyor.

Bir evin kapısı artık aynı duyguyla açılmıyor.

Bir ses, hafızamızda kalıyor.

İşte o zaman insan, hayatın en ağır cümlesini kuruyor:

“Keşke…”

Keşke daha çok arasaydım.

Keşke biraz daha otursaydım.

Keşke o gün acele etmeseydim.

Keşke son konuşmamızda telefonu kapatmak için bu kadar acele etmeseydim.

Keşke bir kez daha sarılsaydım.

Keşke “Seni seviyorum.” demeyi ertelemeseydim.

Keşke kırgınlığımı büyütmek yerine gönlünü alsaydım.

Keşke birlikte geçirdiğimiz zamanın son kez olduğunu bilseydim.

Ama hayat insana çoğu zaman son kezleri önceden haber vermiyor.

Belki de en büyük imtihanımız bu.

Biz “son kez” olduğunu bilmeden yaşıyoruz.

Son kez aynı sofrada oturuyoruz.

Son kez birlikte gülüyoruz.

Son kez bir dostumuzla uzun uzun konuşuyoruz.

Son kez bir çocuğumuzun başını okşuyoruz.

Son kez bir büyüğümüzün elini öpüyoruz.

Son kez bir arkadaşımızla yolculuk yapıyoruz.

Son kez bir mekânda oturup saatlerce sohbet ediyoruz.

Son kez, son kez, son kez …

Ve sonra hayat, hiçbir açıklama yapmadan devam ediyor.

Biz ise geriye dönüp o sıradan sandığımız anların aslında hayatımızın en kıymetli hatıraları olduğunu fark ediyoruz.

Belki de insanın en büyük problemi, mutluluğun içindeyken onun mutluluk olduğunu fark edememesi.

Çünkü mutluluk çoğu zaman büyük olaylarla gelmiyor.

Bir fincan çayın karşısında oturan insan oluyor.

Bir annenin sesi oluyor.

Bir babanın bakışı oluyor.

Bir eşin sessizce yanında durması oluyor.

Bir çocuğun sarılması oluyor.

Yıllardır tanıdığın bir dostun hiçbir şey söylemeden seni anlaması oluyor.

Bazen de sadece…

Birlikte olmak oluyor.

Hayat bize sürekli daha fazlasını istetiyor.

Daha büyük ev.

Daha iyi araba.

Daha çok para.

Daha çok başarı.

Daha çok takipçi.

Daha çok seyahat.

Daha çok imkân…

Fakat insan bazen sahip olduklarını çoğaltmaya çalışırken, sahip olduklarının kıymetini azaltıyor.

Çünkü çokluk, her zaman zenginlik değildir.

Bazen bir insanın hayatındaki en büyük servet,
aradığında telefonu açan üç dostudur.

Bazen en büyük huzur,
eve geldiğinde seni bekleyen bir ailedir.

Bazen en büyük mutluluk,
geçmişten kalan bir fotoğrafa bakıp gülümseyebilmektir.

Bazen bir insanın hayatındaki en değerli miras,
kendisine öğretilmiş güzel bir ahlaktır.

Ve bazen insanın sahip olduğu en büyük servet, artık satın alamayacağı şeylerdir:

Zaman.
Gençlik.
Sağlık.
Samimi dostluk.
Aile.
Hatıra.
Ve bazı insanlar…

Belki de “kıymet bilmek”, sahip olduklarımızı kaybetmemek değildir.

Asıl kıymet bilmek;

Varken fark etmektir.

Yanındayken sevmektir.

Hayattayken aramaktır.

Kırmadan konuşmaktır.

Gönül almak için gurur yapmamaktır.

Bir insanın sana ayırdığı zamanı küçümsememektir.

Birlikte geçirilen sıradan bir günü bile hafızaya değer bir gün hâline getirmektir.

Çünkü hayatın bize sunduğu en güzel şeylerin çoğunun üzerinde fiyat etiketi yoktur.

Onların değeri ölçülemez.

Ama insan, değerini çoğu zaman kaybedince anlar.

İşte bunun adı da çoğu zaman pişmanlıktır.

Şimdi kendimize birkaç soru soralım:

Bugün hayatımızda olan insanların gerçekten kıymetini biliyor muyuz?

Yoksa onları, hep bizimle olacaklarmış gibi mi görüyoruz?

En son ne zaman bir dostumuzu sadece hâlini hatırını sormak için aradık?

En son ne zaman telefonumuzu bir kenara bırakıp karşımızdaki insanı gerçekten dinledik?

En son ne zaman ailemizle oturup acele etmeden konuştuk?

En son ne zaman sevdiğimiz birine, hiçbir sebep aramadan “İyi ki varsın.” dedik?

Ve daha önemlisi:

Hayatımızdan çıkmadan önce kimlerin kıymetini bilmemiz gerekiyor?

Belki de bu sorunun cevabını bulmak için bir kayıp yaşamayı beklememeliyiz.

Çünkü bazı insanlar gittikten sonra özlenir.

Bazı dostluklar bittikten sonra anlaşılır.

Bazı sohbetlerin değeri sustuktan sonra ortaya çıkar.

Bazı evlerin sıcaklığı, kapısı kapandıktan sonra hatırlanır.

Bazı günlerin kıymeti, takvimden silindikten sonra anlaşılır.

Ve bazı insanların hayatımızdaki yeri, onlar artık hayatımızda olmadığında fark edilir.

Oysa hayat bize bugün hâlâ bir fırsat veriyor.

Aramak için.

Sarılmak için.

Teşekkür etmek için.

Özür dilemek için.

Gönül almak için.

Birlikte oturmak için.

Bir çay içmek için.

Bir hatıra bırakmak için.

Sevmek için.

Belki de hayatın bize verdiği en büyük ders şudur:

Her şeyin bir sonu vardır.

Sofraların…

Yolculukların…

Çocukluğun…

Gençliğin…

Dostlukların…

Bazı buluşmaların…

Ve hayatın kendisinin…

O hâlde mesele daha uzun yaşamak kadar, yaşadığımız zamanın hakkını verebilmek olmalı.

Daha çok şeye sahip olmak değil;

sahip olduklarımızı daha derinden yaşayabilmek.

Daha çok insan tanımak değil;

hayatımızdaki insanların hakkını verebilmek.

Daha çok konuşmak değil;

söylediğimiz sözlerin gönülde bir karşılığının olması.

Daha çok fotoğraf çekmek değil;

çektiğimiz fotoğrafların arkasında gerçek hatıralar biriktirmek.

Ve belki de en önemlisi…

Bir gün geriye dönüp baktığımızda,

“Keşke…”

demek yerine,

“İyi ki…”

diyebilmek.

İyi ki aramışım.

İyi ki gitmişim.

İyi ki sarılmışım.

İyi ki affetmişim.

İyi ki gönlünü almışım.

İyi ki birlikte oturmuşuz.

İyi ki o günü ertelememişim.

İyi ki sevgimi söylemişim.

İyi ki kıymetini bilmişim.

Çünkü hayatın sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok,

kimlerin gönlünde güzel bir iz bıraktığımız kalacak.

Ve belki de insanın gerçek zenginliği;

ardında bıraktığı mal mülk değil,

ardından “İyi ki hayatımdaydı.” diyecek insanların sayısıdır.

Kıymetini Bilmek İçin Küçük Hatırlatmalar

* Ertelemeyin. Aramak istediğiniz insanı bugün arayın.
* Sevginizi söyleyin. Söylenmemiş sevginin bir gün pişmanlığa dönüşmesine izin vermeyin.
* Telefonu bırakın, yüzlere bakın. Gerçek hayat ekranın içinde değil, yanınızdaki insandadır.
* Küçük anları küçümsemeyin. Birlikte içilen çay, edilen sohbet, yapılan kısa bir yürüyüş; yıllar sonra en değerli hatıranız olabilir.
* Gönül kırmamaya çalışın. Haklı olmak her zaman kıymetli değildir; bazen bir gönlü korumak daha değerlidir.
* Dostlarınızı ihmal etmeyin. Dostluk, sadece zor günde hatırlanmak değil, güzel günlerde de paylaşılmaktır.
* Büyüklerinizi dinleyin. Bir gün onların anlatacaklarını dinlemek isteyip de dinleyemeyebilirsiniz.
* Ailenize zaman ayırın. Onlara ayırdığınız zaman, aslında hayatınıza ayırdığınız zamandır.
* Hatıra biriktirin, sadece eşya değil. Çünkü yıllar sonra insanın elinde kalan en değerli şey, yaşadığı güzel anlardır.
* Ve her gece kendinize şu soruyu sorun:
    “Bugün hayatımdaki insanların kıymetini onlara hissettirebildim mi?”

Çünkü hayat, bize verilen zamanın uzunluğu değil;

o zamanın içinde ne kadar sevdiğimiz, ne kadar hissettiğimiz ve ne kadar güzel iz bıraktığımızdır.

Ve unutmayalım:

Bazı şeylerin telafisi vardır.
Bazılarının yoktur.

O yüzden…

Kıymetini bilmek için kaybetmeyi beklemeyelim.

Çünkü bazı “keşke”lerin telafisi yoktur.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ