“Tarih” anlayışımız ve tarih dersleri yeniden dizayn edilmelidir NUH ALBAYRAK
“Tarih” anlayışımız ve tarih dersleri yeniden dizayn edilmelidir

Tarih; milletin bütünlüğünü sağlayan, toplumdaki bütün etnik ve ideolojik farklılıkları kucaklayarak “ortak şuur” oluşturan bir “çimento”dur.

Milletlerin asıl güç kaynağı olan “millî hafıza” da yine doğru tarih ile oluşur. Bu gücün oluşumuna, tarihî zaferler kadar yanlışlar da katkı sağlamaktadır.

Yani, doğrular da yanlışlar da doğru olarak aktarılmalıdır.

Bu bakımdan, gerçekleri yok sayarak “algılar” üzerine inşa edilen “sun’i tarih” zorlamaları da, milleti ayrıştırmakta, farklı kesimlerde “intikam” duyguları oluşturarak “iç cephe”yi zayıflatmaktadır.

O halde, kişisel menfaatler üzerine kurulu yalanlardan oluşan masalları “tarih” diye dayatmak, bir milletin geleceğine vurulabilecek en büyük darbedir!

Nitekim bugünkü Türkiye, bu yanlışlardan oluşan asırlık çatlakları tamir etmeye; iç cepheyi güçlendirmeye çalışmaktadır.

TARİH; MASAL DEĞİL, MEDENİYET KILAVUZUDUR

Türkiye açısından bakınca, meseleye “tarih”in tanımından başlamamız gerektiği görülmektedir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeni bir “millet” dizayn etmeye kalkışan tek parti diktatörlüğü, Osmanlı’yı unutturma telaşıyla, kendi geçmişini öğrenmek isteyenlere “gerici” damgası vurmuştur.

1950’den sonra da devletin kritik noktalarında devam eden “kripto Kemalist iktidar”ın da aynı algıyı, millet iradesiyle inatlaşarak sürdürmesinin sonucunda, “millî hazinemiz” olan tarih adeta “masal” gibi algılanmıştır.

Bu çok tehlikeli bir sonuçtur.

Bu yüzden, yeni nesillerde “tarih” öğrenme ihtiyacı tamamen yok olmuştur.

Okullardaki “tarih” dersleri, hiçbir işe yaramayan “boş” şeyler olarak görülmekte, hiçbir emek verilmemektedir. Tarihin önemini anlamamış bazı tarih öğretmenleri de bu dersleri, ideolojik operasyon için kullanmaktadır! Halbuki, “doğru tarih”in önemi anlaşılsaydı, idealist öğretmenler kimya dersinde bile “tarih” öğretirdi!

Bu millete nesiller boyunca, “tarih” diye, “Emin Oktay’dan Masallar” okutuldu. Bu yüzden, doğru tarihten mahrum kalma kısırlığa ilaveten; bir de “yanlış tarih” kamburu taşıyoruz.

“TARİH”İN İTİBARI İADE EDİLMELİDİR!

Öncelikle tarihin “anlamı” üzerindeki algı ipoteği kaldırılmalıdır.

Gerek kendi tarihimizi, gerekse dünyada olup bitenleri öğrenmenin ulusal “medeniyet nöbetimiz”e; hatta bireysel kariyerimize büyük katkı sağlayacağının iyi anlatılması gerektiğini düşünüyorum.

Bunları “damdan düşmüş biri” olarak yazıyorum!

Bendeniz endüstri meslek lisesi ve mühendislik eğitimi gördüğümden, “millî güvenlik” denilen “içtima”lı dersler dışında herhangi bir “tarih” eğitimi almadım.

Üniversite yıllarımda ve sonrasında bazı “tamalayıcı” kurslara gitmiştim ama “tarih” bilmemenin hayatımda herhangi bir eksikliğe sebep olacağını hiç düşünmemiştim.

Ne var ki, bir yıllık mühendislikten sonra başlayan gazetecilik hayatımda, tarih cehaletimin acı faturasıyla sarsıldım! Zira, özellikle etrafımızdaki Haçlı Siyonist entrikalarla ilgili analizlerimin son derece “sığ” ve “sıradan” olduğunu hissetmiştim.

Açık yürekli bir muhasebeyle bu körlüğümün, “tarihî kılavuz” eksikliğinden kaynaklandığını anlamıştım.

Etrafımızdaki işgaller,  içimizdeki uzaktan kumandalı darbeler, daha neler neler… Bütün bunları “okumak” için elimize tutuşturulan tek “Latin alfabe”, uluslararası ilişkiler…

Oysa, etrafımızda cereyan eden hangi olaya baksanız, doğru anlayabilmek için en az bir asır geriden başlamak gerekiyor!

Başından bu yana dünyanın “ağırlık merkezi” olmuş bir bölgede yaşıyoruz ama dedemizden öncesini bilmiyoruz! Kasırganın hiç dinmediği bir “okyanus”tayız ama “pusula”ya ihtiyaç duymuyoruz!

Bu olsa olsa “harakiri” demektir.

DOĞRULARI BİLMEYEN ALGILARIN ESİRİ OLUR!

Bendeniz bu “büyük” eksikliğimi fark ettikten sonra; kendi altyapımı tamamlamaya yönelik olarak yaklaşık 7 yıl “tarih” çalıştım.

Farklı dönemlerde farklı ambalajlarla karşımıza çıksa da aslında “beka” meselemiz olan Haçlı Siyonist operasyonların yoğunlaştığı son iki asrı doğru olarak öğrenmek için yoğun çaba sarf ettim.

Asla haddimi aşmıyorum; hâlâ “tarihçi” olmadığımı biliyorum. Ancak yaşadığımız bölgede, tam bağımsız yaşamaya devam edebilmek için “doğru tarih” altyapımızın asgari şart olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.

Çünkü günümüzdeki savaşlar çok değişmiş olup asıl işgaller, algılarla yapılmaktadır. Oysa “doğru”yu bilmeyenin, “sistematik yalan” demek olan “algı”nın esiri olacağı kesindir.

TARİH OKUMAMIZI TERSİNE ÇEVİRMELİYİZ!

Bu bakımdan tarihçilerimizden özür dileyerek, geçmişten günümüze doğru akan “tarih”in önemini, günümüzde yaşadığımız Haçlı Siyonist entrikaların köklerine inerek daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.

Zira, geçmişten günümüze doğru yapılan “amaçsız” tarih okuması, tarihin önemini yok etmekte; “geçmişte kalmış anlamsız şeyler” algısına sebep olmaktadır.

Oysa etrafımıza örülen “girift” labirentlerde yürürken, ancak “doğru tarih”in kılavuzluğuyla “doğru çıkış”a ilerleyebiliriz. Özellikle, dünyanın yeniden dizayn edildiği böyle bir dönemde, yeni tip Haçlı Siyonist ittifakın içten dıştan entrikalarını, ancak doğru tarihin verdiği “şifre”lerle çözebiliriz.

Tarihin asıl değeri budur.

Kısacası; tarih eğitimini, günümüzdeki gizli saldırı ve işgalleri görebilmek için ihtiyaç duyulan bir “ışık” olarak “yeniden” dizayn etmek gerekmektedir.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ