Yeni dünyayı kendi özümüzle okumak YUNUS EMRE GEDİKLİ
Yeni dünyayı kendi özümüzle okumak

Bir teknoloji yarışmasında duyduğum tek bir cümle, umudumu yeniden yeşertti. Günlerce uykusuz kalan bir lise öğrencisi, geliştirdiği yapay zekâlı arama-kurtarma sistemi için şöyle dedi: “Tek motivasyonum, göçük altında bekleyen bir canın nefesine zamanında yetişebilmekti.”

İnsanlık tarihi daha önce hiçbir dönemde bu kadar keskin ve sarsıcı bir hızın kuşatması altına girmemişti. Yapay zekânın, nano teknolojinin ve algoritmaların sınırları her gün yeniden çizdiği bu devasa laboratuvarda, ister istemez büyük bir anlam krizinin ortasına düşüyoruz. Bu krizin içinde doğan nesilleri anlamlandırmak için sürekli yeni etiketler üretiyor; onlara Z kuşağı, Alfa Kuşağı, Beta kuşağı diyerek harflerin dar kalıplarına hapsetmeye çalışıyoruz.

Oysa teknolojinin ulaştığı evre ne olursa olsun, insanın o derin varoluşsal sancısı ve hakikat arayışı hiçbir zaman değişmiyor. Tam da bu kafa karışıklığının ortasında, merhum mütefekkir Rasim Özdenören’in zihinlerimizde şimşekler çaktıran o eşsiz tespiti imdadımıza yetişiyor:

"Müslüman çağın gözüyle İslam'a bakmaz! İslam'ın gözü ile çağa bakar."

— Rasim Özdenören

Bu söz, rüzgârın önünde savrulan bir yaprak olmaktan çıkıp, o rüzgâra yön veren bir iradeye dönüşmenin manifestosudur.

Çağın dayattığı gözlükleri çıkarmak

Bugün içine düştüğümüz en büyük yanılgı, çağın getirdiği popüler kültürü ve teknolojik hızı tartışılmaz bir otorite olarak kabul etmektir. Eğer modern dünyanın o materyalist, tüketim odaklı ve hızı kutsayan gözlüğüyle kendi inancımıza, kültürümüze ve irfanımıza bakarsak; değerlerimizi bu çağa yaranmak için eğip bükmeye başlarız.

Çağın gözü bize, merhametin bir zayıflık, ahde vefanın bir yük, sükûtun ise bir acizlik olduğunu fısıldar. Oysa İslam’ın ve köklü medeniyetimizin gözüyle bu çağa baktığımızda tablo tamamen değişir. O vakit yapay zekâyı veya nano teknolojiyi reddetmez; ancak onlara bir sınır, bir ahlak ve bir "hikmet" libası giydiririz. Teknolojiyi insanı köleleştiren bir silaha değil, insanlığın onurunu yücelten bir hizmetkâra dönüştürmenin sırrı bu bakış açısında gizlidir

Teknolojiyi korkularak kaçılacak birer canavar olarak değil; ahlakın, adaletin ve hikmetin süzgecinden geçirilerek insanlığın hayrına sunulacak birer enstrüman olarak görmeliyiz, çocuklarımızı bu bilinç ile eğitmeliyiz.

Değerleri önceleyen yeni bir inşa süreci

Öyleyse, yeniliklerin böylesine yoğun olduğu bu dönemde, sistemlerimizi ve eğitim felsefemizi nasıl bir temel üzerine kurmalıyız?

Çocuklarımızı kodlama dillerini sular seller gibi bilen ama komşusunun acısına körleşmiş, ekran karşısında dünyayı fetheden ama kendi nefsine yenik düşmüş mekanik bireyler olarak yetiştirme lüksümüz yoktur. Çağı okuyacak ve ona yön verecek insanı yetiştirirken kurgulamamız gereken sistemin ana hatları şunlar olmalıdır:

  • Vicdanı merkeze alan bir donanım: Zihinleri sadece akademik formüllerle ve yabancı dillerle doldurmadan önce, o zihni taşıyacak kalbe adaleti, merhameti ve kanaati nakşetmek zorundayız. Karakteri inşa edilmemiş bir zekânın, insanlığa yıkımdan başka bir şey getirmeyeceği unutulmamalıdır.
  • Araçların hâkimi olma iradesi: Çocuklarımıza sadece yenilikleri nasıl kullanacaklarını değil, o araçlara "neden" ve "hangi sınırlar içinde" hükmedeceklerini de öğretmeliyiz. Cihazların kölesi değil, efendisi olma bilinci, yeni dönemin en büyük ahlaki kazanımı olmalıdır.
  • Kadim özü güncel dille sunmak: Gençleri etiketleyip anlaşılamaz bir kitle olarak ötekileştirmek yerine; asırlardır eskimeyen doğrularımızı onların anlayacağı duru, mantıklı ve çağdaş bir dille onlara sunmalıyız. Çünkü fıtrat, her çağda hakikate taliptir.

Umudu yeşerten bir şuur

Rüzgârın yönüne göre eğilip bükülenler, tarihin tozlu sayfalarında silinip gitmeye mahkûmdur. Asıl marifet; yenilikleri inkâr etmeden, rotamızı kendi kadim değerlerimizin şaşmaz pusulasıyla çizebilmektir.

Geçtiğimiz aylarda bir teknoloji yarışmasında şahit olduğum o ince detay, içimdeki bu umudu yeniden yeşertti. Günlerce uykusuz kalıp yapay zekâ destekli bir arama-kurtarma yazılımı geliştiren o gencecik lise öğrencisi, projesini sunarken şu cümleyi kurmuştu: "Bu algoritmayı yazarken tek motivasyonum, göçük altında çaresizce bekleyen tek bir canın bile nefesine zamanında yetişebilmekti."

İşte Özdenören’in kastettiği o muazzam şuur tam olarak budur. Çağın en ileri teknolojisini, yazılım dillerini ve algoritmalarını avuçlarının içinde tutan; ama kalbindeki merhamet, yaşatma ideali ve insaniyet pusulasından bir milim bile sapmayan o genç, hepimize çağın nasıl okunması gerektiğini en güzel şekilde özetliyor. Bizlere düşen, bu şuuru bir istisna olmaktan çıkarıp, nesillerimizin sarsılmaz karakteri haline getirmektir.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ