İstanbul'un Kara Kutusu: BALAT HALİL ÖZ
İstanbul'un Kara Kutusu: BALAT

Londra dönüşü halka kapalı ve sadece vatandaşların girebildiği Beyoğlu Karaköy’de Neva Şalom Sinagogu’nun hemen arkasında bir gece kulübünün arka tarafındaki en karanlık ve izbe odada locaya kabul ritüeli kıyafetlerini giymiş biraderlerinle altı köşeli yıldız yedi kollu şamdan ve tepesinde üçgen içerisinde dünyayı gözetleyen göz bulunan piramit figürlü ve üzerinde  Latince novus ordo seclorum yazılı ve Fransız mutfağıyla donatılmış masada kırmızı şarap içerek yemeğinizi yerken aleyhimize yaptığınız tüm planlardan haberiniz olsun  ki biz de haberdarız.

Gündüzleri tekkede zikir yapıp  geceleri hücrede karanlıkta gizlice talmut okuyarak Hanuka’da mum yaktığını Yemnia Şurasında yediğin naneleri Sina’da ilk fırsatta Dekalogos’a ettiğin ihaneti Niyazi Mısri okurkenki duyduğun kabbalistik huşuyu da bilesin ki biz de biliyoruz.

Ezan sesi duyunca rahatsız oluyor gâvur

Vasiyetimdir sana tokadı okkalı savur

Bonjur Madam familyanıza selamlar

Tanzimat’ın filmini çekmeli Ömer Kavur

Elindeki ince saz galiba bir bağlama

Ağlama Duvarı’na sakın ki bel bağlama

Kutlu olsun size de Aziz Nicholas yortusu

Her toplamadan sonra mutlaka yap sağlama

 

Galata bankerlerinin huzuruna çıkarken le salon–salle à mangere girmeden antrede tuvalet aynasının karşısında alaturkalıktan sıyrılıp alafranga bir kimliğe bürünmeye çalışaraktan ve telaşla ruhunda bu coğrafyanın ikliminden yadigâr son insanlık kırıntılarını da aceleyle bir taraflara bırakıp kafandaki İngiliz usulü silindirik şapkayı  Fransız diplomatın sinsi  küçümseyici ve aşağılayıcı bir gülümsemeyle hediye ettiği senin de bunca hakareti ve aşağılamayı görmezden gelerek büyük bir nezaketle kabul ettiğin sırtındaki Fransız usulü redingotu  düzeltip ayağındaki Rus çizmesini, Hint kumaşından dikili pantolonun paçasına silerek parlatmaya çalıştığını ve dahi Alman birliğini kuran Prusya Kralı l. Vilhelm’in yedinci göbekten kuzeninin torununun payitahtımızda ateşe olan üçüncü oğlundan aldığın referansla huşu içinde rükuya vararaktan huzura girdiğinin farkında olasın ki biz de farkındayız.

Piposunu içerek alafranga yaşıyor

Beyoğlu’nda gezenler bakıp bakıp şaşıyor

Ne bakıyorsun söyle niçin öyle hergele

Naum Kumpanyasını Afife Jale taşıyor*

 

Biz Kafkasya’da Çanakkale’de Irak’ta Hicaz – Yemen’de Sina ve Filistin’de Galiçya ve Makedonya’da mütarekeden sonra da Anadolu’nun muhtelif cephelerinde ölürsem şehit kalırsam gaziyim düsturuyla cepheden cepheye koşup vuruşurken ve dahi ben hayattayken düşman çizmeleri vatan toprağını çiğneyemez diye haykırırken sen savaş kaçağı babanın çocuklarımızın yokluktan kırıldığı o büyük kıtlıkta karaborsadan biriktirdiği servetle iş tecrübesinden ve dış bağlantılarından faydalanmak amacıyla komşunuz Seferad bir baba ile Aşkanezi bir annenin  – ki Aşkaneziler Seferadları küçümser bu evlilik nasıl olmuşsa ve hangi şeytani amaca hizmet ediyorsa artık bilemem-  ilk çocuğu ve Şemi Hakodeş ismi Rubin Kinnui ismi ise Altemur olan  zatla ortaklaşa kurduğu ticarethanede vatanın ve milletin aleyhine ticari faaliyetlerde bulunurken gündüzleri bizim geceleri onların mahallesinde dolanırken ve ruhunu kapkaranlık gecelerde kapkaranlık perdelerin ardında  şeytana teslim ederken deden ve dedeleri bu topraklara ait değilken kökünüz dışarılarda bir yerlere ayrık otu gibi kök salmışken memleketin devletin idarenin her köşe başı birileri tarafından sizlere ama özellikle sizlere tutturulmuş iken ve bir takım gizli emellerin bu topraklarda gönüllü taşeronluğuna soyunmuşken geceleri Balat’ın Arnavut kaldırımlı dar ve karanlık sokaklarında gizliden gizliye buluşup şeytani planlarınızın son rötuşlarını yaparken ve ben küçük bir çocuk iken sıcak yaz günlerine denk gelen ramazanlarda susuzluktan kuruyan dimağım ve yanan yüreğimle büyük bir iştiyakla ezanın okunmasını beklerken Allah’ın bizlere bahşettiğine iman ettiğimiz temiz rızıklarla büyük bir minnet duygusu içinde ailecek iftar ederken iftar yemeğimizi komşularımızla bölüşürken sonra hep birlikte namaza dururken biz hep buralardaydık  siz Engizisyondan apar topar ölülerinizi anılarınızı geride bırakıp kaçtığınızda sizlere kucak açarken de sizlere kucak açan halifelerimize suikastlar düzenleyip arkalarından gizli işler çevirirken de biz buradaydık

Mehtaplı bir geceyi bölüyor tambur sesi

Haliçte üşüyerek salınıyor sandallar

Enseme üfleniyor toprağımın nefesi

Saldırıya geçiyor yine aynı Vandallar

 

Dergâhın bahçesinde Galib Dede duruyor

Şövalyeler Malta’da içkili bir partide

Londra’daki çete çok planlı vuruyor

İşim olmaz bilirsin bürokratik partide

 

Mevcudat sığdırılmış küçücük bir zerreye

Küçük bir sivrisinek bir gün gelir hakkından

Buradan gidiliyor suğradaki kürreye

Bu mektup da geliyor yine senin Hakkı’ndan

 

Damağıma siniyor kötü bir günün tadı

Titriyor hakikatten bahçedeki ağaçlar

Bu sıkletlik yükü de taşıyamaz bu kadı

Daha o gün gelmeden ağarıyor bak saçlar

 

Ölüleri yatıyor antik nekropoliste

Dirileri nerede oturuyor acaba

Aziz Petrus gezinir Konstantinopolis’te

Tanrının krallığı göklerde miydi baba?

 

Yalvarırım telkin et bana güven itimat

Limanları durmadan fırtınalar dövüyor

Açık denizde oldu bütün gemiler şah mat

Geronimo Kolomb’a hiç durmadan sövüyor**

 

Yorgun savaşçılar tam bağımsızlık ve hürriyet uğruna tüm bozkırı boydan boya dolaşıp düşmana ve yerli işbirlikçileri gavur döllerine en ağır bedelleri ödetmenin hesabı ve telaşı içinde yavuklularına ana avrat ve çocuklarına duydukları özlemi vatan aşkıyla dindirmeye çalışırken senin İngiliz hayranlığı ve Amerikan mandacılığıyla cuş u huruşan eylediğini ve biz ateşten gömleği giyip ateşle imtihan olunurken senin Kenan Çobanlarına duyduğun hayranlığı vurun kahpeye diyerekten yaptığın kahpelikleri işitesin ki biz de işitiyoruz.

Sarı gelin salınır Erzurum illerinde

Kerem Aslı’yı arar bozkırın güllerinde

Anam avradım olsun bulacağım Yorgo’yu

İntikamım duruyor duvağın tellerinde ***

 

İsmi bende saklı bir arkadaşım yazdığı bir şiirde Balat İstanbulun çekmecesidir demişti. O vakitler anlamamıştım ama şimdi biliyorum Balat’ın neden İstanbul’un çekmecesi olduğunu. Aya Kapı’ da karşılaştığımızda rahatlıkla söyledi bana Balat’ın neden İstanbul’ un çekmecesi olduğunu. Şimdi İstanbul’un çekmecesi açılıyor ve içindeki tüm kirli evraklar, kirli amaçlar uğruna yazılmış mektuplar, şifreli mesajlar, kriptolu yazışmalar başımıza örmeye çalıştığınız çoraplar hepsi ama hepsi deşifre ediliyor. Bugün hesaplaşma günü.

Ne uçağı oğlum Niyazi? Ben tarihimizin kara kutusundan bahsediyorum, sen hangi uçağın kara kutusu diyorsun! Hadi,sen git Kurtlar Vadisinin 1453’ üncü bölümünün 29’uncu tekrarını izlemeye devam et. Ha, sayılardan sonra konan noktanın sıra bildirdiğini ve  -inci, -ıncı, -üncü, -uncu eklerinin yerini tuttuğunu ben de biliyorum. Ukalalık yapma bana.

La havle vela kuvvete illa billâh

 

HALİL ÖZ - EĞİTİMCİ YAZAR

 

*      Bozkırın Sesi 3, Halil Öz

**    Tanrım Duracak mı Bir gün Sanrım 1, Halil ÖZ

***  Bozkır’ın Sesi 4, Halil ÖZ

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ