Bunaltı HALİL ÖZ
Bunaltı

Işığı söndürüp karanlığı bir yorgan gibi üstüme çekiyorum. Dörtnala boşanıyor kelimeler zihnime. Kimim ben, bu karanlık çukurda işim ne? Korkuyorum… İçimde gittikçe büyüyen bir boşluk… Hiç bir şeyle dolduramıyorum. Büyüyen ve beni içimde yutan bir boşlukta kayboluyorum.

Yıldızlar kayboluyor gökyüzünde. Her şey karanlığa gömülüyor. Tanrının sesi çok uzak.

Duyulmuyor. Koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum…

Atları arabalara koşuyorum. Marki ve markizler baloda. Vasily Kuragin Emmayla vals yapıyor. Emma Bovary aristokrasiye dahil olmanın mutluluğuyla sarhoş. Mösyö Bovary nerde hata yaptım diye düşünüyor hala. Az sonra intihar edecek bir kadın. Zaten hep kadınlar intihar ediyor bu şehirde. Robunu hışırdatarak geçiyor Anna.. Vronski uzaklarda o sırada

St. Petersburg sosyetesi Kontes Elena Bezuhov’un salonunda eğlenirken uzaklarda zavallı Julien Sorel Madam de Renal’e ateş ediyor. Sana demiştim ben Julien! Bu işin sonu giyotinde biter diye. Emma Bovary elindeki siyanürü kurtuluş olarak ağzına götürüyor. İstasyonda bir telaş bir koşuşturma. Bir kadın trenin önüne atıyor, yıpranmış ruhunu artık daha fazla taşımaya tahammül edemeyen taze bedenini.  Robundan tanıyorlar, Anna Karenina bu diyorlar. Küçümsüyorlar, ayıplıyorlar, yüzlerini çevirip geçiyorlar.

St. Petersburg’un arka sokaklarında kirli bir pansiyonun karanlık odasında bir sıtma nöbetinden daha kan ter içinde uyanıyor Raskolnikov. Artık yapmalıyım diyor. Aceleyle iniyor merdivenlerden. Kimse görmeden aldığı baltasını  sırtında taşıdığı fakirliğin nişanesi olan paltosuyla gizliyor. İşte, binanın önünde şimdi. İşte, tefeci kadının kapısını çalıyor, içeri giriyor, baltasını olanca gücüyle kadının kafasına indiriyor

Raskolnikov Sonyanın şaşkın, ürkmüş bakışlarına bakışını dikerek “Ben senin önünde değil tüm yoksulların ve acı çekenlerin önünde eğildim.”  diyor.

İçimdeki boşluk büyüyor. Ben küçülüyorum. Her şey her şey bu boşluğa akıyor. Bir ninni sesi kulaklarımda. Çocukluğuma sarılıyorum bir teselli olarak. Hesabı kitabı beceremediğim için kızıyorlar bana. Aç ve yalın ayak çıkıyorum evden. Şehir ve içindekiler arkamda kalıyor. Azizlerin yaşadığına inandığım başka bir şehir arıyorum kendime. Koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum

Atları arabalara koşuyorum. Sezar arenada… Havaya kalkık olan başparmağını birden toprağa doğru çeviriyor. Bir köle elindeki mızrağı olanca gücüyle başka bir kölenin bağrına saplıyor. Hayvani kalabalık coşkun ve taşkın bir heyecanla kendinden geçiyor. Kölelerin kanı kupalarla  Roma’nın tanrılarına sunuluyor. Gözlerim onu arıyor, nerdesin diyorum, nerde kaldın Spartaküs? Ordusunda can vermek için can atıyorum.

Celile’ye doğru yürüyor İsa. İyiliğin, güzelliğin, merhametin ve kutsiyetin  sembolü olan yüzünde adanmışlık… Roma zorbalığı ve Yahudi kaypaklığı kıskacında bunalan ruhuyla soruyor: “ Yok mu halkıma yardım edecek olan? Tüm ezilenler, mahrum bırakılmış olanlar, cüzamlılar benim halkım. Kimler yardımcım olacak bu yolda?”

Uyuyamıyorum. Uyursam uyanamamaktan korkuyorum. Haberlere bakıyorum. Haçlı koalisyonunun uçakları Libya’ya özgürlük ve demokrasi yağdırıyor.

Suç sende, hep sende diyorum Bay Freud. Biraz sürrealist biraz İkinci Yeni özentisiyle yazdığım şiiri mırıldanarak uyumaya çalışıyorum.

 

Dikenli engebeli acılarla dolu uzun ve meşakkatli

Bir yolun sonunda insanlara aldırmamayı

Öğrendim  ya geç kalmışlığımdan kaynaklanan

Üzüntülerimin telafisi yoktur bilirsin sen de

En uzun gecelerin en korkunç kâbusunu

Gördüğüm zamanlarda çocuklar ellerinde bidonlar

Su almaya gidedururken uzaklara kör kuyulara

Ben alçaklığınızın ve adiliğinizin zihnimde

Açtığı derin dehlizlerde kaybolur acılar içinde

Kıvranırdım ansızın bir ses beni benden çağırırken

Komşumun getirmediği bir tabak yemekle

Doyduğunu sanır mutsuz bakakalırdım gecenin

En koyu karanlığında kaybolan sıcak ve sevimli

Çocukluğumun gerçekleşmeyen düşlerine

Ömrüm tarlalarda uzayan bir yol olur

Anızlar içerisinde dumana boğulur ve yok olur

Derdim ama kimse

Beni görmez kimse beni duymaz sesim çıkmaz

Nefessiz kalır o çıkmaz sokakların

Çıkmazında oturur uzanmayacağını bildiğim

Bir elin uzanmasını nafile boşuna öylesine

Beklediğimi sanırdım aslında haykırırdım

Belki de ağlardım hatırlamıyorum ama

Ağladığımı ben hiç ve piç olmuş leş yığını

Bir sürü insan bozuntusu arasında daha

Fazla nasıl dayanırım bu hayata

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ