Bu Yaz Özgeçmişleri Değil, Karakterleri Büyütelim ESRA TUNÇ SAMSA
Bu Yaz Özgeçmişleri Değil, Karakterleri Büyütelim

Gençleri ekranların yalnızlığından çıkarıp sahanın coşkusuna, atölyenin üretkenliğine, sanatın iyileştirici gücüne ve aidiyetin sıcaklığına davet ediyoruz.

Bir eğitim öğretim yılının daha sonuna yaklaşırken milyonlarca genç karne heyecanı yaşıyor. Kimi yüksek notlarını kutlayacak, kimi gelecek yılın hedeflerini planlayacak. Veliler ise çocukları için yaz dönemine ilişkin programlar hazırlıyor; yabancı dil kursları, akademik destek programları, sertifika eğitimleri ve çeşitli gelişim faaliyetleri gündeme geliyor.

Ancak tam da bu noktada kendimize önemli bir soru sormamız gerekiyor:

Bu yaz gençlerimizin yalnızca özgeçmişlerini mi geliştireceğiz, yoksa karakterlerini de büyütecek miyiz?

Son yıllarda gençlerin özgeçmişleri giderek güçleniyor. Daha fazla sertifika, daha fazla kurs, daha fazla başarı hikâyesi... Buna karşılık eğitimciler olarak sahada farklı bir tabloyu da gözlemliyoruz. Özellikle pandemi sonrasında gençlerin sosyal ilişkilerinde, empati becerilerinde ve aidiyet duygularında belirgin değişimler yaşanıyor. Uluslararası araştırmalar, uzun süreli sosyal izolasyonun ve yoğun ekran kullanımının gençlerin sosyal-duygusal gelişimleri üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Birçok genç bilgiye hiç olmadığı kadar hızlı ulaşırken, insan ilişkilerini sürdürme konusunda daha fazla zorlanabiliyor.

Daha çabuk kırılan dostluklar, daha düşük sabır eşiği, eleştiriye karşı artan hassasiyet ve giderek güçlenen bireysellik duygusu... Bunlar yalnızca ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde eğitimcilerin dikkat çektiği ortak gözlemler arasında yer alıyor. Paylaşmanın yerini bireysel kazanımların, dayanışmanın yerini görünür olma çabasının aldığı bir çağda gençlerimiz, farkında olmadan "birlikte yaşama" becerisinden uzaklaşabiliyor.

Elbette gençleri suçlamak kolaycılık olur. Çünkü her nesil kendi çağının şartları içerisinde şekillenir. Bugünün gençleri de sosyal medyanın, dijital kültürün ve hız çağının çocuklarıdır. Sürekli görünür olmanın ödüllendirildiği, bireysel başarının öne çıkarıldığı bir dünyada büyüyorlar. Bu nedenle onlara yalnızca akademik hedefler sunmak artık yeterli değildir. Onlara aidiyet, sorumluluk, üretkenlik ve anlam duygusu da kazandırmak zorundayız.

Psikoloji literatürü, aidiyet duygusunu insanın temel ihtiyaçlarından biri olarak kabul etmektedir. İnsan yalnızca başarılı olmak istemez; aynı zamanda kabul görmek, bir topluluğun parçası olmak ve anlamlı ilişkiler kurmak ister. Aidiyet hissinin zayıfladığı dönemlerde yalnızlık, kaygı ve sosyal kopuşların arttığı bilinmektedir. Son yıllarda gençler arasında gözlemlediğimiz birçok davranışın temelinde de bu aidiyet eksikliğinin izlerini görmek mümkündür.

Tam da bu nedenle yaz tatilleri yalnızca dinlenme dönemi değil, karakter gelişimi açısından eşsiz bir fırsattır.

Çünkü karakter çoğu zaman anlatılarak değil, yaşatılarak gelişir.

Bir takım sporunda mücadele eden genç yalnızca fiziksel olarak güçlenmez; paylaşmayı, iş birliğini, kurallara uymayı, kaybetmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı öğrenir. Spor psikolojisi alanındaki çalışmalar, düzenli sportif faaliyetlerin öz disiplin, stres yönetimi, sosyal uyum ve psikolojik dayanıklılık becerilerini güçlendirdiğini göstermektedir.

Sanat da benzer şekilde gençlerin duygusal dünyasını besleyen güçlü bir alandır. Bir enstrüman çalmayı öğrenen, tiyatro sahnesine çıkan veya resim yapan genç yalnızca bir beceri kazanmaz; duygularını ifade etmeyi, empati kurmayı ve kendini tanımayı öğrenir. Özellikle ergenlik döneminde sanat faaliyetlerinin duygusal regülasyon üzerindeki olumlu etkileri, eğitim ve psikoloji alanındaki araştırmalarla desteklenmektedir.

Bunun yanında son yıllarda eğitim dünyasında giderek daha fazla önem kazanan iş ve uğraş temelli çalışmalar da gençler için önemli fırsatlar sunmaktadır. Bahçecilik, ahşap çalışmaları, üretim atölyeleri, sosyal sorumluluk projeleri ve el becerisine dayalı faaliyetler gençleri ekranın pasif dünyasından çıkarıp üretimin aktif dünyasıyla buluşturur. İş-uğraş terapisi yaklaşımı, bireyin anlamlı faaliyetlerle meşgul olmasının psikolojik iyi oluşunu artırdığını ve yaşamına amaç duygusu kazandırdığını ortaya koymaktadır.

Belki de gençlerimizin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur: Üretmek, paylaşmak ve ait olmak.

Bu noktada ailelere önemli görevler düşmektedir. Yaz tatilini yalnızca kurslar ve sınav hazırlıklarıyla doldurmak yerine çocuklarımızın spor yapabilecekleri, sanatla buluşabilecekleri ve toplumsal sorumluluk deneyimleri yaşayabilecekleri alanlar oluşturmalıyız. Bir yaşlıyı ziyaret etmek, bir yardım organizasyonunda görev almak ya da bir çevre projesine katılmak bazen onlarca sertifikadan çok daha kalıcı etkiler bırakabilir.

Okullarımız da yaz dönemini sadece akademik eksikleri tamamlama süreci olarak görmemelidir. Yaz okulları; spor, sanat, gönüllülük ve üretim temelli etkinliklerle gençlerin sosyal-duygusal gelişimlerini destekleyen merkezlere dönüşmelidir. Çünkü geleceğin başarılı insanlarından önce, geleceğin iyi insanlarına ihtiyacımız var.

Belki de bu yaz gençlerimize sürekli “Ne başaracaksın?” diye sormak yerine; “Kime faydan dokundu?”, “Ne ürettin?”, “Hangi takımın parçası oldun?”, “Kendin hakkında ne öğrendin?” sorularını sormalıyız.

Çünkü güçlü özgeçmişler üniversite kapılarını açabilir.

Ancak güçlü karakterler hayatın kapılarını açar.

Bu yaz gençlerimizi biraz daha sahaya, biraz daha atölyeye, biraz daha sanata ve biraz daha hayata davet edelim. Bir nesli geleceğe taşıyacak olan yalnızca bilgisi değildir; vicdanı, dayanışması, üretkenliği ve insanlığıdır.

Özgeçmişler elbette önemlidir. Ancak geleceği değiştirecek olan şey, satırlarla dolu özgeçmişlerden çok; merhametle, sorumlulukla ve aidiyet duygusuyla yetişmiş karakterlerdir.

Bu yaz, özgeçmişlere yeni maddeler eklemekten önce, gençlerimizin hayatlarına yeni anlamlar ekleyelim.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ