DEĞERLER EĞİTİMİ FELSEFESİ: DÎNÎ İLİMLERİN REHBERLİĞİ MEHMET YILDIRTAN
DEĞERLER EĞİTİMİ FELSEFESİ: DÎNÎ İLİMLERİN REHBERLİĞİ

Değerler eğitimi ile alakalı en zengin kaynağı dînî ilimlerde bulacağımız âşikar. Mânevî değerlerin kurucu unsurlar olduğu bir metafiziği inşa etmek, dînî ilimlerin rehberliğinde çok daha kolaydır. İslâmî ilimlerin sunduğu rasyonel ve ahlâkî yetkinlik, geniş literatür ve dakik kavramlarla kendini göstermektedir.

İslam ümmetinin, değerler eğitimi programı ve onun referansları konusunda problem yaşamak gibi bir lüksü yoktur. Aksine müslümanların, sahip oldukları zengin felsefî ve ilmî müktesebatla derde devâ ve sadra şifâ bir yol haritası çıkarmaları icab eder.

Dindarlık ve Manevi Değerler

Günümüzde en çok dejenere edilen kavramlardan biri olan dindarlığın hakikatte neye tekabül ettiğini konuşmak gerekiyor. Çünkü dindarlık ile ahlak arasında bazen ilginç bir ayrılık ve “ğayrılık” olduğuna dair telakkiler yaygınlaşabiliyor. Ahlak ile dindarlığın nasıl “özsel” bir ilişki içerisinde olduğunu göstermek durumundayız.

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurarak risâletin ve kulluğun gayesini haber veriyor. Dindarlığın ritüelistik/taabbûdî ve  muamelât/hukûkî tarafları vardır ve şüphesiz ki vazgeçilmezdir. Ancak bunlar, kendi nefsine ve insanlara hayırlı olan insanlar yetiştirmek için vardır. Dinde asıl amaç, mânevî değerlerin tesisidir.

İslam’ın şeriat ve ibadet cüzleri olmadan böyle bir karakterin müesses olması mümkün değildir pek tabii ki. Fakat nihayetinde gaye, Allah’ın esmasıyla vücut bulan güzellik ve iyilikten nasibini alan bir kulluk mertebesidir. Bütün dînî ilimler, bu amaca kendi çerçevesiyle katkıda bulunur ve birbirlerini tamamlar. Bunu birçok nassın bizatihi lafzından çıkartabiliyoruz. Bu yüzden dindarlık ile ahlâkın arasını ayıran her türlü yorum ya art niyetlidir ya da cehaletten mütevelliddir.

Ankebut suresi 45. ayette “Çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar” denilerek namazın maksadına atıf yapılır. Oruç için de “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” buyrularak orucun hedeflediği ahlâkî seviyeye işaret edilir.

Bu minvaldeki hadisler de çok fazladır. "Kim yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmazsa, Allah'ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur." hadisi son derece çarpıcıdır. Bir hadisinde “müflis” tanımı yapan Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurur ki: "Benim ümmetimin müflisi kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir; fakat şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, bunu dövmüştür…"

Ahlâkın hayatî konumuna işaret eden bir başka hadiste de “Müminin kıyamet gününde mizanında güzel ahlâktan daha ağır gelen hiçbir şey yoktur.” denilerek, ameller içerisinde güzel ahlâkın ne kadar kıymetli olduğu ortaya konmuştur. “Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır.”, “Kıyamet günü bana en yakın olanlarınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.” gibi hadisler de ahlâkı en üst perdeden öven ve şiddetle emreden nasslardır.

İşte dindarlığın hakikati ve özü budur. Ahlâk anlayışından soyutlanmış ruhsuz bir ibadet ve muamelât şiddetle yerilmiş, ahlâkî hasletleri kazanmak, kulluğun kemâl ve ihsan derecesi olarak gösterilmiştir.

DÎNÎ İLİMLERİN İMKÂNLARI

Dînî ilimlerin rasyonel ve disipliner çerçeveleri, manevi değerlere dair epistemik krizle mücadalede yetkin bir entelektüel imkân sunar. Dînî ilimlerin hem teorik hem de pratikte fayda getirebilecek çok fazla mekanizma ve materyale sahip olduğu mâlum ve müsellemdir. Bu doğrultuda İslâmî ilimlerin kendi kavramsal repertuarına ve felsefî mekanizmalarına değinmeye çalışacağız.

Kelâmî Kozmoloji ve Modern Bilimsel Kozmos

Kelam alimleri -ekseriyetle de mütekaddimûn, yani ilk asırlardaki kelamcılar- atomcu ve hatta bir nevi “materyalist” bir kozmolojiye sahipti. Bu kozmolojide Allah’ın zâtı dışındaki her şey atomlardan oluşur. Melekler ve ruhlar dahil her şey latif yahut kesif cisimlerdir. Mânevî değerleri de felsefî olarak içerdiğini söyleyebileceğimiz tümeller “kümesi”, nominalist bir ontoloji ile ele alınır. Yani bunlar kendileri birer töz değillerdir fakat insanların zihinlerinde “idea” ve dillerinde birer isim olarak “mevcud”lardır. Bu isimlerin işaret ettiği mefhumlar, kendinde bağımsız birer gerçekliğe sahip olmasalar da; Allah’ın esmasının, fiillerinin veya sıfatlarının bir tecellisi olarak görülür. Bu bağlamda modern bilimin gelişimiyle beraber yaygınlaşan nominalist bakış ile daha kolay, zahmetsiz ve imkan vüs’ati geniş bir uyum ve uyarlama söz konusu olabilir. Ahlâkî ve mânevî değerler, Allah’ın hükmü ve iradesi üzerine inşa edilmiş bir varlık anlayışında kolay anlaşılır bir “anlam” kazanır.

Allah’ın “âdeti” kozmik nedenselliğin, şeriatı da ahlâkî değerlerin metafizik zeminidir. Allah’ın mutlak iradesinin ve hükmünün görünümü olan kevnî ve şer’î yasalar(nomos), felsefî ve dînî ilimlerin epistemolojik formülleri ile ifade edilir. Bu geçmişte olduğu gibi günümüzde de mümkün olan, felsefî olarak minimal ve vesileci bir perspektiftir. Nitekim modern bilimin matematik temelli yasalılığı, metafizik olarak Allah’ın fiili ve “âdeti” olarak tanımlanabilir.

Bu varlık anlayışının, modern düşünce ile uyumlu olduğu başka alanlar da vardır. Mesela kozmolojik sabitlerin ince ve dakik değerleri yani hassas ayar, akıllı tasarım, nizam, hudus ve imkan delilleri gibi konseptler sayesinde Allah’ın varlığının ve birliğinin felsefî temelleri tahkim edilebilir. Bunun yanında peygamberliğin isbatına dair modern bilim ve düşüncenin imkanlarının da kullanıldığı çalışmalar, modern tefsir ve şerh faaliyetleri de dînî ilimlere ve dindarlığa olan motivasyonu destekler.

Kelâm ilmi, “akl-ı selîmin” bir meleke olarak kazanılması için çok faydalıdır, lâzımdır ve gerekli yetkinliğe sahip bir ilimdir. Bütün bu saydığımız kelâmî nüanslar, manevi değerlerin din merkezli eğitiminde düşünsel ve psikolojik bileşenlerdir.

Fıkıh ve Ahlak Felsefesi

Kelâmî ve felsefî altyapı sağlam olduğunda, ondan türeyen davranış felsefesi de sağlam olur. İslâm fıkhının diğer ahlak sistemlerinden özellikle de modern ahlak felsefelerinden farkı da burada ortaya çıkar. Modern ahlak felsefelerinde metafizik temellendirmeden ziyade bir nevi “fıkıh” ve pragmatik bir bilgi teorisi söz konusudur.

Özellikle değerler eğitiminde, İslâm fıkhının ahlak ve terbiye potansiyeli, bin yılı aşkın bir literatürün ve pratiğin pedagojik hafızasını taşımaktadır. Maddî ve mânevî yardımlaşma, karşılıklı hakların gözetilmesi, dalga geçmek ve laf taşımak gibi davranışların kötülüğü, temizliğin önemi gibi konulardaki geniş kapsam ve ayrıntılı ilmihal, yaşamın kılcal damarlarına kadar sirayet edecek amelî bir programdır.

Sadece fıkıh değil, fıkhın yöntemi ve felsefesi olan usul-i fıkıh ilmi de ahlakî eğitime ışık tutacak bir derinliğe sahiptir. Manevi değerlerin epistemik nesneler olarak rasyonel faaliyete konu olması, aklın bu doğrultuda iyi işletilebilmesini gerektirir. Usul-i Fıkıh, hassaten mâkâsıd gibi konular üzerinden nassların ruhuna nüfuz etmeyi, öncelikleri belirleyebilmeyi, Müslümanca ve ahlakî düşünebilmeyi öğretmektedir.

Tasavvuf ve Tahalluk

Tasavvuf terbiyesi ve mutasavvıf düşünürler, tarihin pek çok döneminde sadece Müslümanları değil başka din ve kültürlerden insanları da etkilemiştir. Tasavvufun hem nazarî hem de amelî cihetleri,  evrensel bir entelektüel söylem ve pedagojik formasyon üretebilmiştir. Nitekim tasavvuf edebiyatının genişliği böyle bir kuşatıcılığın tezahürü olarak okunabilir.

Tasavvufun iki önemli kavramı bize onun potansiyeli konusunda genel bir resim sunuyor. Tahalluk, Allah’ın esma ve sıfatlarının ahlakî olarak insanda tecelli etmesini sağlayan bir eğitim sürecidir. Tahakkuk ise bu sürecin neticesinde ulaşılan bir irfânî “hâldir.” Tahalluk fiilî bir “mücahede” olarak “olmak” iken, “tahakkuk” ilmî ve irfânî bir “müşahede” ile “bilmektir.”

Kulluğu ihsan seviyesine çıkaracak olan ahlak ve zühd eğitimiyle tasavvuf, modern çağda da rehberlik yapacak imkanlara sahiptir.

Hadis ve Ahlak

Hz. Peygamber (s.a.v)’in güzel ahlâkı ve ahlâk ile ilgili tavsiyeleri, kitaplar dolusu bir hacme sahiptir. Yukarda bir kısmını icmâlen gördüğümüz bu tarz hadisler, etkileyici birer nasihat ve teşvik kaynağıdır. Bireysel ve toplumsal hayatla ilgili hemen hemen her konuda ahlâkî bir haslete değinen en az bir hadis mevcuttur. Peygamber sevgisi ve saygısı ile beraber bu hadislerin tesir gücü, birey ve toplumu ıslah edecek seviyeye gelebilir.

Hadis literatüründe el-Edebü'l-Müfred gibi ahlak hadislerini toplayan eserler de bu konuda önemli bir geleneği oluşturur. Muhalled hadis eserlerinde de Kitâbü's-Sabr, Kitâbü'ş-Şükr, Kitâbü't-Tevâzuʿ bâb başlıkları altında da zengin bir hazine saklıdır.

Tarihsel birikimimizde de hadislerin ilmî ve mânevî eğitimde nasıl verimli kullanıldığı pek çok örnekle gösterilebilir.

Tefsir ve Ahlak

Tıpkı hadislerde olduğu gibi, ekseriyetle Mekkî ayetlerde daha da fazla vurgulanan ahlâkî hasletler ve mânevi değerler, Kur’anın icazıyla varoluşu kuşatan birer rûhî muhafıza dönüşürler. Tefsir ilmi, Kur’an’ın sahip olduğu icazı bilimsel bir dil ile ifade eder ve bir kültüre dönüşmesini sağlar.

Namazlarda da okunan kısa sureler, ahlâkî ve îmanî eğitim müfredatının en önemli parçalarıdır. Kıssaların da mâneviyata dair somut ve anlaşılır temsiller üzerinden yaptığı anlatımlar, pedagojik olarak çok etkilidir. Bir olayı etkili bir şekilde anlatılaştırmak onun icâzını arttırır. Kur’an’ın eşsiz icâzı da bunu yapar. Tefsir ilmiyle de bu icâzın felsefesi ibretlik bir şekilde serimlenir.

Ahlâk İlmi

İslam tarihinde ahlak ilmi sadece iyi ve doğru davranışların vaz edildiği bir disiplin değildir. Aynı zamanda psikolojik ve pedagojik derinliği olan ciddi bir teorik zemine sahiptir. Felsefî gelenekte bu alandaki ilk yetkin çalışmalardan biri İbn Miskeveyh’in kaleme aldığı Tehzîbü'l-Ahlâk’tır. Ahlak edebiyatının devamında Tûsî tarafından kaleme alınan Ahlâk-ı Nâsırî, Devvânî'nin Ahlâk-ı Celâlî’si ve nihayetinde Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî kitabı ile en olgun seviyeye ulaşan eserler verilmiştir.

Âdab İlimleri

Âdab ilmi, İslami literatürde “âdâb-ı ders” olarak da bilinir. Hoca öğrenci ilişkisi ve öğrencilerin pedagojik gelişimine dair kaidelerin işlendiği bu ilim, İslami ilimler birikiminin rafine disiplinlerinden biridir. İslam alimleri erken dönemlerden beri hem ilmî hem de mânevî irşada dair tefekkür ve ictihad etmiş, bazı kaideler vazetmişlerdir. Bu kaideleri ve hikmetleri farklı başlıklar altında derlenmiş çeşitli kitaplarda veya muhalled ansiklopedik eserlerde bulabiliyoruz. Zernuci, Kâbisi, İbn Cemaa gibi alimlerin yazdıkları eserler ise bu alandaki meşhur kaynaklardır. Bu eserlerde hocaya ve ilme saygı, niyetin ihlası, akranlarla iyi geçinme, vakar, temizlik gibi konular incelikle işlenmiştir.

İslam kültüründe âdâb-ı münâzara, âdâb-ı muâşeret, âdâb-ı muhaddis, âdâb-ı mürîdîn gibi çeşitli fakültelere hasredilmiş âdab disiplinleri de yol gösterici bir edebî yelpaze sunmaktadır. 

HÂSIL-I KELAM

Nasslarda dinin özü ve ibadetlerin gayesi olarak gördüğümüz ahlak, kelâm ilminde sıfâtullah ve özgür irade; fıkıh ilminde hukukî/ahlâkî hükümler ve usulî bağlamda davranış felsefesi; tasavvufta ise nefsin terbiyesi ve tezkiyesi ile tesis edilecek ihsan şuuru üzerinden işlenmiştir. Tefsirde kıssalar ve namaz sureleri, hadislerde ahlâkî nasihatler, ahlak ve âdâba hasredilmiş disiplinlerle beraber İslamî mirasın inceliği ve zenginliği tebarüz eder.

Dînî ilimler ve mânevi değerler birlikteliğinin eğitim açısından nazarî ve amelî katkılarını saymaya bu yazının hacmi yetmez. Sadece bilgi mekanizması ve eğitim müfredatı açısından değil, kendi öz değerlerimizle barışık olmanın bir yolu olduğu için de dînî ilimlerin rehberliği önemlidir. Metafizik emniyet insan için kritik bir olgudur. Bu emniyeti sağlamak için de yüksek seviye İslam kültüründen neşet eden bir eğitim felsefesi belirlemek gerekir.

Toplumsal huzurun sağlanmasında mânevî değerlerin ciddîye alındığı bir bilgi ve ahlak anlayışına sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu izah etmeye gerek yok. Bir değerler eğitimi felsefesi inşa etmek, bu ihtiyacın farkında olarak ve en temel problemlerden başlayarak adım adım çalışmayı gerektiriyor. Teorik yapısı ve farkındalığı sağlam bir eğitim programı, pratikte de başarılı olacaktır.

Hâlis niyet ile Allah’tan tevfik ve bereket niyaz ederiz.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ