Nasıl Bir Nesle Talibiz?
Biz, yalnızca bilen bir nesle değil; bildiğinin sorumluluğunu taşıyan bir nesle talibiz. Yalnızca başarılı olanlara değil; başarısını hak, adalet ve merhamet yolunda kullananlara talibiz. Yalnızca güçlü insanlara değil; gücünü emanet bilen, gücü yettiği hâlde zulmetmeyen, zayıfın hakkını koruyan insanlara talibiz. Yalnızca özgür olduğunu söyleyenlere değil; iradesine sahip çıkan, nefsine sınır koyabilen ve tercihlerinin bedelini üstlenebilen insanlara talibiz.
Çünkü biliyoruz:
Bir nesil kendiliğinden inşacı veya imhacı olmaz. Onu aile yetiştirir. Onu mektep biçimlendirir. Onu muallim yönlendirir. Onu mahalle kuşatır. Onu şehir terbiye eder. Onu medya etkiler. Onu toplumun değerleri, kurumları ve örnekleri şekillendirir. Bu sebeple eğitim, yalnızca çocukların ve gençlerin meselesi değildir. Eğitim, bir toplumun kendisi hakkında verdiği karardır. Eğitim, nasıl bir insan istediğimizin ilanıdır.
Eğitim, geleceğe bıraktığımız en büyük mirastır.
İnsanı Bir Bütün Olarak Görmeliyiz
Biz insanı yalnızca akıldan ibaret göremeyiz. İnsan yalnızca hafıza, zekâ, sınav başarısı, diploma veya meslek değildir. İnsan; beden ve ruhtur. Akıl ve kalptir. İrade ve vicdandır. Bilgi ve ahlaktır. Hak ve sorumluluktur. Dünya ve ahiret bilincidir.
İnsanın yalnızca zihnini eğiten, fakat kalbini, vicdanını ve iradesini ihmal eden bir eğitim eksiktir. İnsana yalnızca nasıl kazanacağını öğreten, fakat ne uğruna yaşaması gerektiğini öğretmeyen bir eğitim yetersizdir. İnsana güç kazandıran, fakat gücün sınırlarını ve sorumluluğunu öğretmeyen bir eğitim tehlikelidir.
Biz parçalanmış değil, bütünlüklü bir insan eğitimine talibiz.
Eğitimi Bilgi Yükleme Faaliyeti Olarak Göremeyiz
Eğitim, zihni bilgilerle doldurmak değildir. Eğitim, insanda bulunan istidatlara istikamet vermektir. Çünkü zekâ, tek başına iyilik değildir. Cesaret, tek başına erdem değildir. Hitabet, liderlik, üretme ve yönetme kabiliyeti kendi başına değer taşımaz.
Bütün yetenekler hem inşa hem de imha için kullanılabilir. Zekâ hakikatin hizmetine de girebilir, hilenin hizmetine de. Cesaret mazlumu korumak için de kullanılabilir, zulmetmek için de. Bilgi insanlığın yaralarını iyileştirebilir, yeni yaralar açmak için de kullanılabilir. Teknoloji hayatı kolaylaştırabilir, insanı bağımlı ve denetlenebilir hâle de getirebilir. Bu sebeple biz yalnızca yetenek geliştiren değil, yeteneklere ahlaki yön kazandıran bir eğitime talibiz.
Çünkü istidat, istikamete göre yol ve şekil alır.
Fıtrata Uygun Eğitime Talibiz
Çocuğu sahipsiz bir ham madde olarak göremeyiz. Her çocuk kendine özgü bir fıtrat, kabiliyet, eğilim ve imkânla dünyaya gelir. Eğitim, çocuğu başkasına benzetme faaliyeti değildir. Eğitim, insanın kendi hakikatini keşfetmesine yardım etmektir.
Biz çocukları tek tipe dönüştüren, farklılıkları kusur sayan, herkesi aynı ölçülerle değerlendiren bir anlayışı kabul edemeyiz. Her çocuğun aynı hızda, aynı yöntemle ve aynı alanda başarılı olmasını bekleyemeyiz. Çünkü adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir. Adalet, herkese ihtiyacı olanı ve hakkı olanı vermektir.
Biz fıtratı bastıran değil, fıtratı koruyan ve geliştiren bir eğitime talibiz.
Ünsiyeti İnşaya Dönüştürmeliyiz
İnsan, ünsiyet kuran bir varlıktır. İnsan bağ kurar. Yakınlaşır. Tanır ve tanışır. Birlikte yaşar. Aile kurar. Toplum meydana getirir. Fakat ünsiyet, doğru istikamete yöneltilmediğinde şahsiyet kaybına dönüşebilir. İnsan kalabalığa uyabilir. Yanlışla ünsiyet kurabilir. Zulme alışabilir. Tüketimle, gösterişle, hazla ve bağımlılıkla bağ kurabilir.
Biz gençlerin yalnızca uyum sağlamasını değil, neye uyum sağladığını sorgulamasını isteriz. Biz şahsiyetini koruyarak ilişki kuran, farklılıklarla çatışmadan yaşayabilen, insanlarla merhamet ve adalet temelinde ünsiyet kuran bir nesle talibiz.
Nisyana Karşı Zikri Savunmalıyız
İnsan unutan bir varlıktır. Fakat insan neyi unuttuğuna dikkat etmek zorundadır. İnsan acısını unutabilir. Yanlışını unutabilir. Yükünü unutabilir. Fakat kendisini, yaratılış gayesini, sorumluluğunu, emaneti, ölümü ve hesabı unuttuğunda yönünü kaybeder.
İnsan en değerli varlık olduğunu unutursa kendisini değersizleştirir. Başkalarının da değerli olduğunu unutursa zulmetmeye başlar. Tabiatın emanet olduğunu unutursa onu tüketir. Gücün geçici olduğunu unutursa kibirlenir. Malın emanet olduğunu unutursa paylaşmaz. Bilginin sorumluluk olduğunu unutursa onu tahakküm aracına dönüştürür.
Bu yüzden biz eğitimi yalnızca öğretme işi olarak göremeyiz. Eğitim aynı zamanda hatırlatma işidir. Unutmanın ilacı hatırlamaktır. Nisyanın ilacı zikirdir.
Biz kendisini, Rabbini, insanı ve sorumluluğunu hatırlayan bir nesle talibiz.
Akıl ile Kalbi Birlikte Eğitmeliyiz
Akıl gereklidir. Fakat akıl tek başına yeterli değildir. Akıl nasıl yapılacağını gösterir. Kalp ve vicdan, niçin yapılması gerektiğini sorgular. Akıl araç üretir. Ahlak, o aracın hangi amaçla kullanılacağını belirler.
Biz yalnızca hesap yapan değil, hesap veren bir nesle talibiz. Yalnızca düşünen değil, hissetmesini de bilen insanlara talibiz. Yalnızca çözüm üreten değil, ürettiği çözümün insana, tabiata ve geleceğe maliyetini de gözeten insanlara talibiz.
“Okumak” ile “zikretmek” birbirinden kopmamalıdır. Bilgi hikmetle birleşmelidir. Akıl vicdanla buluşmalıdır. Başarı ahlakla tamamlanmalıdır.
Biz aklı gelişmiş fakat kalbi körelmiş bir nesle razı değiliz.
İrade Eğitimini Esas Almalıyız
İnsan yalnızca doğruyu bilen bir varlık değildir. İnsan, doğru ile yanlış arasında seçim yapan bir varlıktır. Bu sebeple eğitimin meselesi sadece öğretmek değil, seçebilme kudreti kazandırmaktır.
İnsan çoğu zaman yanlışı bilmediği için değil, bildiği doğruyu tercih edemediği için yapar. Biz her arzusunun peşinden giden bir nesle değil; arzularını yönetebilen bir nesle talibiz. Her yapabildiğini yapanlara değil; yapabildiği hâlde yanlış olandan vazgeçebilenlere talibiz. Hazlarını erteleyebilen, öfkesini yönetebilen, tüketimini sınırlayabilen, bağımlılıklara karşı direnebilen insanlara talibiz.
Özgürlüğü sınırsızlık olarak değil, doğruyu seçebilme kudreti olarak görmeliyiz. İrade sahibi olmak, canının istediğini yapmak değildir.
İrade sahibi olmak, gerektiğinde canının istediğine “hayır” diyebilmektir.
Başarıdan Önce Şahsiyeti Önemsemeliyiz
Diploma değerlidir. Bilgi değerlidir. Meslek ve başarı değerlidir. Fakat bütün bunlar ahlakın önüne geçirilemez. Bir insan yüksek puanlar alabilir, fakat haksızlık yapabilir. İyi bir makam elde edebilir, fakat adaletsiz olabilir. Çok kazanabilir, fakat paylaşmayabilir. Etkili konuşabilir, fakat hakikati gizleyebilir. Teknolojiyi kullanabilir, fakat insanları manipüle edebilir. Bu sebeple başarıyı yalnızca sonuçla ölçmüyoruz. Başarının hangi yolla elde edildiğine ve ne için kullanıldığına da bakmalıyız.
Biz kazanırken insanlığını kaybetmeyenlere talibiz. Menfaati ile hakkaniyet çatıştığında hakkı tercih edenlere talibiz. Yalnızken de kalabalık içindeyken de aynı ahlaki ölçülere bağlı kalanlara talibiz.
Biz diploma sahibi bireylerden önce şahsiyet sahibi insanlar yetiştirmeliyiz.
Rekabeti Dayanışmayla Sınırlamalıyız
Rekabet insanı çalışmaya yöneltebilir. Fakat ölçüsüz rekabet, insanı başkasının başarısızlığı üzerinden mutlu olan bir varlığa dönüştürebilir. Biz öğrencilerin birbirini ezmesine rıza gösteremeyiz. Birbirini yükseltmesini istemeliyiz. Bilgiyi saklamasını değil, paylaşmasını istemeliyiz. Arkadaşını rakip olarak değil, yol arkadaşı olarak görmesini istemeliyiz. Çünkü gerçek başarı, başkasını geride bırakmak değildir. Gerçek başarı, birlikte yükselmektir.
Biz rekabeti inkâr etmiyoruz. Fakat rekabetin adalet, kardeşlik ve merhamet sınırları içinde kalmasını savunuyoruz.
Nefis Terbiyesine Yönelmeliyiz
İnsanın en büyük mücadelesi yalnızca dış dünyayla değildir. İnsan kendi içinde kibir, hırs, öfke, haset, korku ve gösteriş eğilimleri taşır. Bu eğilimler görmezden gelindiğinde ortadan kalkmaz. Daha güçlü hâle gelir. Tüketme isteği terbiye edilmezse israfa dönüşür. Üstünlük arzusu terbiye edilmezse kibre dönüşür. Sahip olma tutkusu sınırlanmazsa hırsa dönüşür. Beğenilme arzusu yönetilmezse gösterişe dönüşür. Öfke kontrol edilmezse şiddete dönüşür.
Biz insanın yalnızca dış dünyayı tanımasını değil, kendi iç dünyasını da tanımasını istemeliyiz. Kendi zaaflarını fark eden, nefsini putlaştırmayan, yanlışını kabul eden ve kendisini yenileyebilen bir nesle talibiz.
Adaleti Eğitimin Merkezine Koymalıyız
Adalet yalnızca mahkemelerin konusu değildir. Adalet sınıfta başlar. Ailede başlar. Arkadaşlıkta başlar. Sözde, ölçmede, paylaşmada ve davranışta başlar. Kopya çekmemek adalettir. Başkasının emeğini sahiplenmemek adalettir. Zayıf olanı dışlamamak adalettir. Bir insanı ailesi, dili, görünüşü veya başarısı sebebiyle küçümsememek adalettir. Dijital ortamda başkasının mahremiyetini ihlal etmemek adalettir. Tabiatı ve gelecek nesillerin hakkını gözetmek adalettir.
Biz adaleti yalnızca anlatan değil, yaşatan okullara talibiz. Çünkü çocuk adaleti önce öğretmenin davranışında, okulun kararlarında ve toplumun uygulamalarında öğrenir.
Muallimi İnsan İnşasının Merkezinde Görmeliyiz
Muallim yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Muallim bir örnektir. Bir yön göstericidir. Bir şahsiyet inşacısıdır. Muallimin sözü kadar hâli de öğretir. Adaleti de öğretir, adaletsizliği de. Merhameti de öğretir, küçümsemeyi de. Ümidi de öğretir, umutsuzluğu da.
Bir çocuğa değer vermek inşadır. Onu aşağılamak imhadır. Bir öğrencinin kabiliyetini fark etmek inşadır. Onu başarısızlık etiketiyle mahkûm etmek imhadır.
Biz öğrenciyi nottan ibaret görmeyen muallimlere talibiz. Çocuğun bugünkü durumuyla yetinmeyip onda saklı bulunan imkânı görebilen öğretmenlere talibiz.
Muallimliği bir memuriyet değil, ahlaki emanet olarak taşıyanlara talibiz.
Mektebi Hayatın Kendisi Olarak Görmeliyiz
Mektep, yalnızca geleceğe hazırlık yeri değildir. Mektep çocuğun bugünkü hayatıdır. Çocuk okulda yalnızca matematik, tarih veya fen öğrenmez. İlişki kurmayı öğrenir. Hak talep etmeyi öğrenir. Sınır tanımayı öğrenir. Birlikte yaşamayı öğrenir. Adaleti veya adaletsizliği öğrenir. Ümidi veya korkuyu öğrenir. Bu sebeple mektebin her unsuru eğitimin parçasıdır.
Muallim, talebe, müfredat ve ders birbirinden koparılamaz. Biz insanı sınava hazırlayan fakat hayata yabancılaştıran okullara razı değiliz.
Biz hayatı anlamlandıran, topluma karşı sorumluluk kazandıran ve insanın kendisini tanımasına yardım eden mekteplere talibiz.
Aileyi, Mahalleyi ve Şehri Eğitimden Ayrı Görmemeliyiz
Eğitim okul duvarlarıyla sınırlı değildir. Aile bir mekteptir. Mahalle bir mekteptir. Sokak bir mekteptir. Medya bir mekteptir. Şehir bir mekteptir.
Çocuk yetişkinlerin sözlerinden önce davranışlarını öğrenir. Paylaşmayı anlatıp bencilliği ödüllendiren bir toplum inandırıcı olamaz. Kanaati anlatıp tüketimi kutsayan bir kültür tutarlı olamaz. Saygıyı öğütleyip hakareti normalleştiren bir medya eğitici olamaz.
Biz eğitimi yalnızca öğretmenlerin omzuna bırakmamalıyız. Anne babaları, yöneticileri, sanatçıları, medya mensuplarını ve toplumun bütün kurumlarını sorumluluğa çağırmalıyız.
Çünkü her kurum ya insanı inşa eder ya da imha eder.
Sınırların Koruyucu Hikmetine İnanmalıyız
Her yasak baskı değildir. Bazı yasaklar insanı korur. Bazı sınırlar özgürlüğü daraltmaz; bağımlılıktan, zulümden ve yıkımdan korur. Şirk insanın özgürlüğünü sahte ilahlara teslim eder. Kibir insanı hakikate kapatır. İsraf kaynakları ve geleceği tüketir. Zulüm insanın onurunu çiğner. İçki, kumar ve bağımlılıklar iradeyi zayıflatır. Yalan güveni ortadan kaldırır. Hile emeği ve adaleti yok eder.
Biz öğrenciye yalnızca “yasaktır” demeyi yeterli göremeyiz. Yasağın hangi değeri koruduğunu anlatmayı zorunlu görmeliyiz. Çünkü hikmeti anlaşılmayan sınır baskı gibi algılanır.
Hikmeti kavranan sınır ise insanı koruyan bir emniyete dönüşür.
İbadetlerin İnşa Edici Gücünü Önemsemeliyiz
Namaz yalnızca bir görev değildir. Zaman, yöneliş, disiplin ve hatırlama eğitimidir. Oruç yalnızca aç kalmak değildir. Arzuları yönetme, sabretme ve hazları erteleme eğitimidir. Zekât yalnızca mal vermek değildir. Mülkiyetin emanet olduğunu ve başkasının hakkını hatırlama eğitimidir. Hac yalnızca bir yolculuk değildir. Eşitlik, birlik, kardeşlik ve ortak yöneliş eğitimidir.
Biz ibadetleri hayatın dışına çıkaran anlayışı kabul edemeyiz. İbadetin ahlakta, ilişkilerde, tüketimde, adalette ve sorumlulukta karşılık bulmasını da istemeliyiz.
Tabiatı Tüketilecek Bir Nesne Olarak Göremeyiz
Dünya insanın sınırsız mülkü değildir. Tabiat bir emanettir. Su emanettir. Toprak emanettir. Hava emanettir. Hayvanlar ve bitkiler emanettir. Gelecek nesillerin hakkı emanettir.
Biz çocuklara yalnızca kaynakların nasıl kullanılacağını değil, nasıl korunacağını da öğretmeliyiz. Tüketimi başarı sayan, israfı hayat tarzına dönüştüren ve tabiatı yalnızca kazanç aracı gören bir anlayış imhacıdır.
Biz yeryüzünü imar eden, fakat imar ederken tahrip etmeyen bir nesle talibiz.
Hata Yapmayan Değil, Hatasından Dönebilen İnsanlar İstemeliyiz
İnsan hata yapar. Fakat insan hatasına mahkûm değildir. Tevbe, dönüş iradesidir. İstiğfar, hatayı fark etme ve bağışlanma talebidir. Tezkiye, insanın kendisini arındırma çabasıdır. Tasfiye, kalbi ve hayatı yanlışlardan temizlemektir.
Biz kusursuzluk iddiasında bulunan değil, hatasını kabul edebilen insanlara talibiz. Yanlışını savunmak yerine telafi edenlere talibiz. Düştüğünde yeniden ayağa kalkabilenlere talibiz. Çünkü inşa, bir defada tamamlanan bir süreç değildir.
İnsan her gün yeniden inşa edilir.
İnşacı Bir Nesle Talip Olmalıyız
Biz unutan değil, hatırlayan bir nesle talibiz. Koparan değil, ünsiyet kuran bir nesle talibiz. Tüketen değil, üreten bir nesle talibiz. Yıkan değil, onaran bir nesle talibiz. Ayrıştıran değil, adalet temelinde birleştiren bir nesle talibiz. Zulmeden değil, mazlumun yanında duran bir nesle talibiz. Gücünü tahakküm için değil, hizmet için kullanan bir nesle talibiz. Bilgisini üstünlük aracı değil, insanlığa fayda vasıtası gören bir nesle talibiz. Tabiatı tüketmeyen, emaneti koruyan bir nesle talibiz. Özgürlüğünü sorumsuzluk olarak değil, hakikate yönelme imkânı olarak gören bir nesle talibiz. Başarısını yalnızca kazandıklarıyla değil, insanlığa kattıklarıyla ölçen bir nesle talibiz.
Çağrımız
Anne babalara çağrımız: Çocuklarınızı yalnızca başarılı olmaya değil, iyi ve adil insan olmaya hazırlayın.
Muallimlere çağrımız: Öğrencilerinizin yalnızca zihinlerine değil, şahsiyetlerine de dokunun.
Yöneticilere çağrımız: Eğitimi yalnızca sınav sonuçlarıyla, sayılarla ve istatistiklerle ölçmeyin.
Sanatçılara ve medya mensuplarına çağrımız: İnsan onurunu, hakikati ve sorumluluğu aşındıran içerikleri normalleştirmeyin.
Gençlere çağrımız: Size sunulan her bilgiye, her trende, her arzuya ve her çağrıya teslim olmayın. Sorun, düşünün, seçin ve iradenize sahip çıkın.
Toplumun bütün kesimlerine çağrımız: Çocuklarımızdan görmek istediğimiz ahlakı önce kendi hayatımızda gösterelim.
Son Söz
Şimdi şu sorunun cevabını hep birlikte düşünmek zorundayız:
Biz inşacı bir nesle mi, imhacı bir nesle mi talibiz?
Bu soru yalnızca eğitimcilere yöneltilmiş değildir. Bu soru ailelere, yöneticilere, kurumlara ve bütün bir topluma yöneltilmiştir. Çünkü bir neslin yönü tesadüflerle belirlenmez. Söylediklerimizle belirlenir. Sustuklarımızla belirlenir. Ödüllendirdiklerimizle belirlenir. Normalleştirdiklerimizle belirlenir. Kurduklarımız ve yıktıklarımızla belirlenir.
Eğer bilen fakat sorumluluk taşımayan, güçlü fakat adaletsiz, özgür fakat ölçüsüz, başarılı fakat şahsiyetsiz bireyler yetiştiriyorsak, imhacı bir neslin zeminini hazırlıyoruz demektir.
Eğer bilgisini hikmetle, gücünü adaletle, özgürlüğünü sorumlulukla ve başarısını ahlakla birleştiren insanlar yetiştiriyorsak, inşacı bir neslin temellerini atıyoruz demektir.
Tercih bizimdir. Ya unutan, tüketen, ayrıştıran ve imha eden bir nesil… Ya hatırlayan, ünsiyet kuran, onaran, imar eden ve inşa eden bir nesil…
Biz tercihimizi ilan ediyoruz:
Biz inşacı bir nesle talibiz.
M.Sadi Tekin
En içten ve kalben tebriklerimin kabulü temennisiyle... Siyahan.