"Okumaya Vaktim Yok!" EMİN KEVEN
"Okumaya Vaktim Yok!"

Mahmut Abi, ne haber, nasıl keyifler? Biraz muhabbet koyulaşınca arada şöyle bir soru yapıştırdım gitti: Mahmut Abi, hiç kitap okudun mu?

— Hocam, bizim okumaya vaktimiz mi var ki?

— Yapma Mahmut Abi, şu kasada akşama kadar otururken telefonda geçirdiğin süreye bakalım mı?

— Yapma hocam, aynı şey mi yani?... Falan filan diye devam eder konuşmalar.

Gelmek istediğim nokta şu:

Günümüz insanının en popüler sığınma limanı ya da ezberlediği yalan diyeceğim ben ona. Kendimi de işin içine katarak, evet, o kuyruklu yalanı hep beraber bir unutalım.

"Okumaya vaktim yok."

Bu cümlenin gerçekten de yanlış olduğunu gözümüzle, gönlümüzle, ruhumuzla, işimizle, hâlimizle ve hareketlerimizle, yolda, sokakta, orada burada okuyacağımız kitaplarla gösterelim.

Tam zamanlı işlerimiz, ev işleri, sosyal faaliyetler, keyifli muhabbetler, çay kahve ve arada akan zaman ile hayat koşturmacası içinde bu bahane kulağa son derece masum, hatta haklı gelmesin artık.

Bu yalana inandırmayalım kendimizi. Hani var ya meşhur söz; adamın biri köyün altında bir yalan söylemiş, sonra bir gün köyün altında söylediği yalana köyün üstünde kendisi de inanmış. Tam da böyle bir noktadayız.

Ne dersiniz? Hemfikir miyiz?

Şimdi bu konuyla ilgili okumuş olduğum bazı makalelerden de örnekler vererek konuyu pekiştirelim istiyorum. Yani konu demlensin. Demlensin ki çayımızı keyifle içerken aldığımız zevki kitap okurken de alalım, inşaAllah!

Almanya merkezli akademik çalışmalarda ve Allensbach Enstitüsü verilerinde de özellikle aile kurma ve kariyer yapma çağındaki orta kuşak, gün boyunca bir girdap gibi dönen yoğunluklar içinde okumaya zaman bulamamaktan yakınıyormuş.

Yani dert sadece bizde değil anlaşılan. İnşallah sadece Almanya’daki Türklere sordukları bir soru değildir.

Şaka şaka!

Ancak Anna Kretzschmar-Schmid’in "Ich habe keine Zeit zu lesen" yani "Okumaya vaktim yok." başlıklı çalışmasında gözler önüne serdiği gibi, bu durum acı bir gerçeği perdeleyen devasa bir mit ve konforlu bir bahaneden ibarettir.

Mahmut Abi, gördün ? Meğer Almanlar da okumamak için bin takla atmışlar. Neyse ki "Okumaya vaktim yok." cümlesinin Almancasını "Ich habe keine Zeit zu lesen" da öğrendik. Şimdilik kârımız bu olsun.

Fiilen, yani uygulamada, gerçekte insanlık tarihindeki en kısa haftalık çalışma saatlerine sahip olduğumuz bir devirde yaşıyoruz. Nitekim Almanya'da 19. yüzyılda haftalık 72 saat olan çalışma süreleri bugün ortalama 38 saate gerilemiş durumda.

Buna karşın, Türkiye’den çıkıp dünyaya yayılan şu meşhur "modern şehir insanı" profiline bir bakıyoruz da — (Mahmut Abi, görüyor musun? Bize modern şehir insanı diyorlar. Asıl modern olan bizim paramız pulumuz, elimizdeki akıllı araç gereçler olmasın sakın?) — neyse, işte bu profile baktığımızda görüyoruz ki aslında boş vaktimiz arttıkça "zamanım yok, yetişemiyorum" stresi ve zaman fakirliği de tavan yapıyor.

Çünkü asıl mesele saatin yetmemesi falan değil, bizim o zamanı neye harcayacağımızı bilemememizdir. Hayatı yaşarken tercihleri ve öncelikleri tamamen yanlış kurgulamamızdır, dostlar!

İstatistikler, hayatımızın tam 12 yılını televizyon ekranları ve dizi platformları karşısında harcadığımızı (bu süre, mesleğimize ayırdığımız süreden %50 daha fazladır) ve akıllı telefonlarımızda sosyal medya akışlarında günde saatler tükettiğimizi kanıtlıyor.

Dolayısıyla "vaktim yok" mottosu, aslında "okumayı önceliklerim listesine koymak istemiyorum" itirafının ezberlenmiş bir kılıfıdır.

Ne dersin Mahmut Abi?

Anlaştık mı?

Mahmut Abi, işin özü şu:

Sessiz bir odada oturup kitabın dibine vurmayı, yani o şahane "derin okuma" hâlini kafamızda, gözümüzde büyüterek lüks ve zahmetli bir iş hâline getirdik.

Aman Allah'ım! Oysa Fahrettin Râzîler, Mevlânâlar o imkânsızlıklarla neler okuyup neler yazmışlar!

Adamlar gaz lambası bile doğru dürüst yokken ciltler dolusu eserler devirmiş, kütüphaneler dolusu bilgiyi zihinlerine kazımışlar. Biz ise ellerimizde uzayın teknolojisiyle "Okumaya vaktim yok." diye havaya bakıyoruz.

Mahmut Abi, havaya bakalım bakmasına da Ali Kuşçu gibi bakalım.

Türkiye'de ve dünyada okumaya genelde nasıl bakılıyor biliyor musunuz?

Okumak hayati bir ihtiyaç olmaktan çıkıp, "vakit kalırsa eğlencesine bakarız" denilen lüks bir hobiye indirgendi. Oysa insan beyni ve ruhu, ekranlarda o parmakla aşağı kaydırıp geçtiğimiz sığ metinlerle değil, basılı bir kitabın o sakin ritmiyle yavaşlar ve huzur bulur ya da bulabilir. Ancak deneyenler bilir.

— Hoca, hobi de nedir ki?

Eskiden en sağlam hobi güneş doğmadan tarlaya gidip iş yapmaktı; koyunları otlatmak, çuvala saman basmaktı…

Bu dediğin hobi de ne ola ki Hoca?

Üstelik okumak sadece zihinsel bir eylem değil, adeta hayatta kalma ve ömür uzatma reçetesidir.

Mahmut Abi, Yale Üniversitesi kalkmış harika bir araştırma yapmış; bak dinle: Günde sadece yarım saat, yani haftada 3,5 saat kitap okumak stresimizi yüzde 68 oranında azaltıyormuş. Hatta düzenli kitap okuyanlar, okumayanlara göre ortalama 23 ay daha uzun yaşıyormuş!

Mahmut Abi, dayanamadı ve,

“Haydaaaa!

Atilla mayda, ne işin var ayda? (Bir çeşit şaşırma ünlemi)

Hoppala paşam Malkara Keşan! (Bu da benzer bir çeşit şaşırma ünlemi, beklenmedik bir durum, şaşkınlık, sitem veya "ne oluyoruz, bu da nereden çıktı" anlamlarında kullanılan neşeli ve alaycı bir Trakya deyimidir) dedi.

Sosyal medyada ekran kaydırmak bu etkiyi asla oluşturmuyor; çünkü ancak kitaba daldığımızda o karakterlerle empati kurup kafayı dinlendiriyoruz, sosyal zekâmızı geliştiriyoruz.

Sonuç olarak, günümüzde ne Türkiye’de ne de dünyada kimsenin "okumaya vakti yok" diye bir durumu yoktur; sadece vaktin paylaştırıldığı yanlış öncelikler vardır.

Cep telefonunu elden bırakmak, bekleme salonlarındaki veya trafikteki ölü zamanları nitelikli okumaya çevirmek ve okumayı bir wellness merkezine dönüştürmek tamamen bizim elimizdedir.

“Wellness de ne ola ki?” dedi, Mahmut Abi.

Bak, Mahmut Abi'ye de anlatalım:

Wellness dedikleri şey aslında öyle acayip yabancı bir teknoloji falan değil. Bizim eskilerin "kafa dinlemek, huzur bulmak, ruhu şifalandırmak" dediği olay! Kitap okumak da insanın ruhuna ve beynine iyi gelen en kral wellness merkezidir.

Unutmayın!

Elinizdeki kitaba ayırdığınız her otuz hadi yirmi olsun dakika, göz kaslarınızın binlerce hareketiyle ömrünüze ömür katan en sadık yatırımdır, diyerek sizi kitabınıza baş başa bırakalım.

Hocam ben ne okuyayım? dedi, Mahmut Abi.

Bu arada Mahmut Abi elli beş yaşlarında bir esnaf, bir peynirci kendisi. Mamut Abi için tavsiyenizi belirtebilirsiniz. Böylelikle Mamut Abi ilk kitabını okuyacaktır.

Kaynakça

  1. Keven, Emin, Eğitim Şakaya Gelmez, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, İstanbul, 2024.
  2. DergiPark. Okuma Alışkanlığı Kazandırılmasına Dönük Üniversite Öğrencileri Üzerine Bir Araştırma.
  3. Homework Help Global. How to Read an Academic Article When You Are Short on Time.
  4. Kretzschmar-Schmid, Anna. Ich habe keine Zeit zu lesen... Mythen des Lesens, transcript Verlag, 2024, s. 149-172.
  5. Çamlıca, Sait. Okumaya Vakti Yok. Dini Haberler.
  6. Derin Düşünce. Ayy bu yazınız çok uzun, hiç vaktim yok! Deneme.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ