Saraybosna’dan Srebrenitsa’ya, savaşın izlerinden geleceğin arayışına…
Bosna-Hersek’e her gidiş, biraz geçmişe, biraz da geleceğe yolculuktur.
Başçarşı’da yürürken sizi geçmişe götüren büyülü bir atmosfere teslim olursunuz.
Sebilin çevresinde insanlar…
Kahve kokusu…
Çocukların sesi…
Bir camiden yükselen ezan…
Biraz ileride Avrupa mimarisi…
Saraybosna, bütün bu farklılıkları aynı şehirde buluşturuyor.
Belki de Bosna’nın hikâyesi tam olarak burada saklı.
Savaş geldi.
Şehirler yıkıldı.
İnsanlar öldü.
Aileler parçalandı.
Binlerce insan yerinden edildi.
Srebrenitsa’da bir halkın geleceği yok edilmek istendi.
Ama Bosna kaldı.
Boşnaklar kaldı.
Camiler yeniden açıldı.
Çocuklar yeniden okullara gitti.
Çarşılar yeniden kuruldu.
Ve hayat, bütün acılara rağmen devam etti.
Saraybosna’nın İki Yüzü
Saraybosna’nın iki yüzü var.
Biri, ilk bakışta sakin ve huzurlu görünen; Başçarşı’nın hareketliliği, Miljacka Nehri kıyısındaki kafeleri, tramvayların telaşı ve sokaklarda yürüyen gençleriyle size Avrupa’nın herhangi bir şehrinde olduğunuz hissini veren yüzü…
Diğer yüzü ise biraz dikkatli baktığınızda karşınıza çıkan; savaşın izlerini taşıyan, yaşanan dramların hafızasını hâlâ içinde barındıran Bosna…
Duvarlardaki kurşun izleri, tepelerdeki savaş mevzileri, mezarlıklardaki beyaz taşlar ve insanların bazı konulardan söz ederken birden sessizleşmesi…
Bosna’da savaş bitmiştir ama savaşın hafızası henüz bitmemiştir.
Uluslararası mahkemeler tarafından savaş suçları ve soykırım suçları nedeniyle hüküm giymiş olan Ratko Mladić’in yakın zamanda cezaevinde hayatını kaybetmesinin ardından Bosnalı Sırplar tarafından yas tutularak bir “milli kahraman” olarak anılması, savaşın ve yaşananların toplumdaki hafızasının hâlâ ne kadar derin ve tartışmalı olduğunu göstermektedir.
Bu ülkeyi anlamanın yolu da biraz buradan geçer.
Çünkü bugünkü Bosna-Hersek, yalnızca 1992-1995 savaşının ardından yeniden kurulmuş bir ülke değildir. Aynı zamanda Osmanlı mirasını, Yugoslavya tecrübesini, Avrupa ile ilişkisini, savaşın acılarını ve Dayton sonrası oluşan karmaşık siyasi yapıyı aynı anda taşıyan bir ülkedir.
Ve bütün bu hikâyenin merkezinde Boşnaklar vardır.
Srebrenitsa: Hafızanın En Ağır Yüzü
Saraybosna’dan Srebrenitsa’ya doğru ilerledikçe manzara değişir.
Dağlar yükselir, yollar daralır ve sessizlik belirginleşir.
Potoçari’deki mezarlığa ulaştığınızda artık rakamların anlamı kalmaz.
Her biri bir insanı; bir babayı, bir anneyi, bir eşi, bir oğlu temsil eden beyaz taşlar, göz alabildiğince sessizce uzanır.
1995 yılının Temmuz ayında 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk sistematik biçimde öldürüldü. Srebrenitsa, uluslararası hukuk tarafından soykırım olarak tanımlandı.
Srebrenitsa, bir yandan soykırımın sessiz tanığı; diğer yandan hayatta kalmanın, yeniden ayağa kalkmanın ve hafızayı geleceğe taşımanın hikâyesidir.
1995’te savaş sona erdiğinde Bosna-Hersek’in önündeki mesele yalnızca yıkılan şehirleri yeniden inşa etmek değildi.
Asıl mesele, savaşın derin biçimde böldüğü bir toplumun yeniden birlikte yaşayabilmesiydi.
Dayton Barış Anlaşması ülkeye barış getirdi; ancak son derece karmaşık bir siyasi sistem ortaya çıkardı. Bosna-Hersek bugün Boşnak, Sırp ve Hırvatların kurucu halk olarak kabul edildiği, çok katmanlı bir devlet yapısına sahiptir. Bu yapı, ülkenin siyasi karar alma mekanizmalarının ağır işlemesinin ve etnik temelli siyasi rekabetin de temel nedenlerinden biridir.
Boşnaklar açısından ise mesele daha derin.
Savaşta büyük kayıplar veren Boşnak toplumu, savaş sonrasında güçlü ve bütüncül bir devlet yapısının oluşturulması, geri dönüşlerin sağlanması ve ülkedeki siyasi temsil dengeleri gibi meselelerle mücadele etmeye devam ediyor.
Bosna’nın Bugünkü Sorunu: Gençlerin Göçü
Ülkenin önündeki en büyük sorunlardan biri genç nüfusun ülkeden ayrılmasıdır.
Daha iyi eğitim ve iş imkânları için Bosnalı gençler Almanya, Avusturya, Slovenya ve diğer Avrupa ülkelerine gidiyor.
Bu nedenle Bosna’nın en önemli sorunlarından biri, insan kaynağını koruyamamak.
Savaşta insan kaybeden bir toplumun, savaş sonrasında göç nedeniyle de nüfus kaybetmesi, geleceğe ilişkin kaygıları artırıyor.
Bosna’nın bugün karşı karşıya olduğu sorun, yalnızca ekonomik değildir. Gençlerin ülkeden ayrılması, aynı zamanda toplumun geleceğine ilişkin önemli bir soru ortaya çıkarıyor:
Bosna, gençlerine kendi ülkelerinde bir gelecek kurabilecekleri imkânı sunabilecek mi?
Bu sorunun cevabı, ülkenin geleceğini belirleyecek en önemli meselelerden biri olacaktır.
Türkiye ile Bosna Arasında Özel Bir Bağ
Bosna ile Türkiye arasında, yalnızca diplomatik ya da ekonomik ilişkilerle açıklanamayacak kadar güçlü ve özel bir bağ var.
Bu bağın kökleri ortak tarihî ve kültürel hafızaya uzanırken, savaş yıllarında Türkiye’nin Bosna’ya verdiği destekle daha da derinleşmiştir.
Bugün ise bu yakınlık, yalnızca geçmişin hatıralarıyla değil; yatırım, eğitim, kültür ve turizm alanlarında hayata geçirilen çok sayıda projeyle de kendini gösteriyor.
Tarihî eserlerin restorasyonundan eğitim çalışmalarına, sosyal desteklerden kültürel mirasın korunmasına kadar uzanan bu katkılar, Türkiye’nin Bosna ile kurduğu ilişkinin çok boyutlu niteliğini ortaya koyuyor.
Ancak bütün bu çalışmaların ötesinde, iki ülke arasındaki bağı asıl anlamlı kılan şey, toplumların birbirine duyduğu gönül yakınlığıdır.
Türkiye’de Bosna denildiğinde Saraybosna, Mostar, Aliya İzzetbegoviç ve Srebrenitsa hatırlanır. Bosna’da da Türkiye, tarihî bağları ve savaş yıllarındaki desteği nedeniyle özel bir karşılığa sahiptir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, ortak geçmişin hatırasını geleceğin ortaklığına dönüştürebilmektir.
Kimliği Korumak, Geleceği Kurmak
Bugün Bosna-Hersek’in meselesi artık yalnızca hayatta kalmak değil.
Nasıl bir ülke olarak yaşayacağıdır.
Boşnak gençlerin ve çocukların, 20. yüzyılda Avrupa’nın ortasında maruz kaldıkları elim soykırımın tarihî, kültürel ve inanç boyutlarını unutmamaları büyük önem taşıyor.
Bu nedenle Boşnak gençleri, kendilerini var eden Müslüman kimliklerini ve kadim kültürel miraslarını korumalı; geçmişleriyle güçlü bir bağ kurarak tarihlerini iyi öğrenmelidir.
Kendi medeniyet birikiminden kopmadan, çağın değişimlerini doğru okuyabilen ve kültürel kimliğini koruyabilen bir neslin yetişmesi, Bosna’nın geleceği açısından hayati bir önem taşımaktadır.
Zira bir toplumun varlığını sürdürebilmesi, yalnızca sahip olduğu topraklarla değil; hafızasını, inancını, kültürünü ve medeniyet bilincini gelecek kuşaklara aktarabilmesiyle mümkündür.
Bir millet için asıl kayıp, yalnızca toprağını yitirmek değildir; hafızasını kaybettiğinde geleceğini de kaybetmeye başlar.
Burada Aliya İzzetbegoviç’in söylediği, “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” sözü daha da anlam kazanıyor.
Srebrenitsa unutulmamalı.
Savaşın acıları hafızadan silinmemeli.
Ancak geçmiş, geleceğin önüne de geçmemeli.
Boşnak gençlerin hikâyesi yalnızca savaş ve soykırımla anlatılmamalı.
Onlara iyi eğitim, üretim imkânı, güçlü kurumlar, adalet ve ülkelerinde kalmak için bir gelecek sunulmalı.
Bosna’nın gerçek zaferi belki de ancak o zaman tamamlanmış olacak.
Saraybosna’dan ayrılırken insanın zihninde tek bir cümle kalıyor:
Bosna çok şey kaybetti; ama ayağa kalkma iradesini kaybetmedi.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...