Dostluk Başka, Tercih Başka: Özel Okulların Sessiz Gerçeği ADEM KEVEN
Dostluk Başka, Tercih Başka: Özel Okulların Sessiz Gerçeği

Yıllar önce, bir özel okulda müdürlük yaptığım günlerdeydi.
Okullara yardımcı kaynaklar ve sınav kitapları hazırlayan, yayıncılıkla uğraşan bir arkadaşım ziyaretime gelmişti. Adı Murat’tı. Uzun yıllardır bu işin içindeydi; çevresi geniş, dost halkası kalabalıktı.

Sohbet bir hayli ilerledi, konu dönüp dolaşıp Murat’ın işlerinin nasıl gittiğine geldi. Müdür koltuğunun verdiği rahatlıkla, hatta biraz da “hayatın tozpembe” tarafına inanarak, yarı şaka yarı ciddi şöyle demiştim:

“Murat, senin kitapları satmak gibi bir derdin yoktur herhalde. O kadar çok dostun, o kadar çok idareci tanıdığın var ki… Her biri kitaplarından birini öğrenci kitap listesine alsa seni ihya eder.

Cümle biter bitmez Murat derin bir “oh” çekti. O nefesin içinde, yılların biriktirdiği hayal kırıklığı vardı. Ardından, hiç beklemediğim bir ciddiyetle konuşmaya başladı:

“Keşke öyle olsa… Ama hiç de göründüğü gibi değil. Birçok arkadaşım artık telefonlarıma bile çıkmıyor. Randevu vermiyorlar. Görüşmeye gittiklerim de birkaç genel geçer, yuvarlak sözle beni geçiştiriyor. Yüzlerce dostuma bu şekilde gittim; ama sonuçta bir iki kişi dışında kitaplarımı listeye alan olmadı.”

Sonra durdu ve şunu söyledi:

“Ne hikmetse insanlar, çok yakın dostlarının kalkınmasını, gelişmesini istemiyor gibi. Hiç tanımadıkları, hatta dünya görüşü tamamen zıt olan yayınların kitaplarını tercih ediyorlar ama 25-30 yıllık arkadaşlarının kitaplarını görmezden geliyorlar.”

Vedalaşırken bana şu tavsiyeyi de ekledi:

“Bir gün kitaplarını yayımlarsan, sakın eşe dosta ya da itibarlı arkadaşlarına güvenerek yola çıkma. Onlardan bir şey çıkmaz demiyorum; ama onlara güvenerek yola çıkarsan yarı yolda kalırsın. Kendi gücün varsa sadece ona güven.”

O gün Murat’a pek de hak vermemiştim.
“Olur mu öyle şey?” demiştim içimden.
“İnsanlar arkadaşlarının, dostlarının başarısına sevinmez mi, destek olmaz mı?”

Yıllar geçti.

Bugün piyasada yedi-sekiz kitabı olan biri olarak, aynı gerçekle ben de karşılaştım. Kitaplarım yayımlandı; en yakın dostlarımdan ise birkaç kıymetli istisna dışında beklediğim ölçüde bir destek gelmedi. Gelen desteklerin büyük çoğunluğu uzaklardandı. Arayıp samimiyetle sevinen, yükümü hafifleten o az sayıdaki hakiki dostu burada özellikle ayrı bir yere koyuyorum.

Daha da düşündürücü olan şuydu:

Nitelik olarak çok daha zayıf işler ortaya koyan bazı yazarlar, yalnızca daha görünür ve popüler oldukları için okullara davet edildi; söyleşiler yaptı, kitapları öğrencilere tavsiye edildi. Buna karşılık, yıllardır dostumuz, arkadaşımız, meslektaşımız diye düşündüğümüz insanların çoğu, kitaplarımızı görmezden geldi.

Burada insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor: Kitaplarımız gerçekten kötü müydü? Elbette hayır. Çünkü çoğu zaman mesele kitabın iyi ya da kötü olması bile değildi. Asıl düşündürücü olan, kitabın açılıp okunmaya, incelenmeye, hakkında bir kanaat oluşturulmaya dahi değer görülmemesiydi.

Belki de insanı en çok yaralayan şey, eleştirilmek değil; değerlendirilmeye bile değer bulunmamaktır.

Burada bir parantez açmak isterim:
Bu satırların amacı eşi dostu suçlamak, kimseyi töhmet altında bırakmak değil. Bu bir sitem yazısı da değil. Bu, üretim yoluna çıkanların er ya da geç karşılaşabileceği bir gerçeklik notu. İnsan ilişkilerinin doğasına, başarıyla kurulan mesafeye dair sade bir gözlem sadece.

Benim şansım şuydu:
Zaten eşe dosta güvenerek yola çıkmamıştım.
“Her kitap kendi yolunu bulur” diyerek yazmaya, üretmeye devam ettim. Hâlâ da ediyorum.

Eğer üretmek gibi bir derdiniz varsa, eğer bu yollara bir hevesle çıkacaksanız, bilin ki en büyük desteği çoğu zaman en yakınlarınızdan görmeyebilirsiniz. Bu acı bir hakikat olabilir; ama insanı olgunlaştıran, ayakta tutan da biraz budur.

Yazın, üretin, yürüyün…
Takdir bazen uzaktan gelir; yakın olan ise çoğu zaman sessiz kalır.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ