GÖNÜLLERE DOKUNAN BİR RAHMET: HAZRETİ MUHAMMED ÖMER FARUK KONCA
GÖNÜLLERE DOKUNAN BİR RAHMET: HAZRETİ MUHAMMED

Bismillahirrahmanirrahim

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (Ahzâb Suresi, 56. Ayet)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem…

İnsanlığın şahit olduğu en yüce ahlakın, en engin merhametin ve eşsiz bir kulluk zarafetinin timsali.

En güzel şiirler O’nu ﷺ anlatmak için yazıldı, en tesirli kelimeler O’nun ﷺ hisli iklimini terennüm etmeye çalıştı. Şairlerin kelimeleri, âlimlerin kalemleri O’nun ﷺ yüce şahsiyetini anlatırken çoğu zaman yetersiz kaldı. Çünkü O ﷺ, yalnızca bir millete veya döneme değil, bütün insanlığa rahmet olarak gönderilmiş bir Peygamberdi.

O ﷺ yetimi gözetti, mazlumun sığınağı, muhtacın en yakın dostu oldu. Muhatabına değer verir, gönülleri imar eder, kırık kalpleri zarafetle onarırdı. Bize yalnızca ibadetlerin usulünü değil; kâmil bir insan, hakiki bir kul olabilmenin inceliklerini de miras bıraktı.

Belki de O’nun ﷺ hayatında bugün bizim için en dikkat çekici husus, insanlara dokunma biçimiydi. Bazen samimi bir kelam, bazen tebessüm dolu bir bakış, bazen de kuşatıcı bir merhametle… Dokunduğu insanı bulunduğu hâlden daha güzele taşıyordu.

Bu Nebevî yaklaşımın en güzel örneklerinden birini Ebu Mahzûre’nin yaşadığı hadiseden biliyoruz.

Ebu Mahzûre henüz Müslüman değildir. Bir gün arkadaşlarıyla birlikte Müslümanların ezan okuyuşunu işitir ve ezanı alaya alarak müezzini taklit etmeye başlar. Peygamber Efendimiz ﷺ bunu fark eder ve gençlerin huzuruna çağrılmasını ister.

Gençler korkar; yaptıklarının karşılığında sert bir tepki göreceklerini düşünürler. Fakat karşılarında bekledikleri gibi öfkeli bir çehre değil, muazzam bir merhametle karşılaşırlar.

Efendimiz ﷺ, gençlere kızmak yerine, “Sesi güzel ve gür olan hanginiz?” diye sorar. Gençler Ebu Mahzûre’yi gösterir.

Ebu Mahzûre ezan okumaya başlar. Peygamber Efendimiz ﷺ onun sesini beğenir, kendisine ezanı öğretir ve onunla hususi olarak ilgilenir. Az önce ezanla alay eden o genç, şimdi ezanı hürmetle okumaya başlayan bir insana dönüşmüştür.

İşte insanı kazanmak, ihya etmek tam olarak budur…

Kusuru yüze vurup muhatabı uzaklaştırmak yerine, zarif bir yaklaşımla hakikate ısındırmak…

Belki de hepimizin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak bu Nebevî tavırdır.

Efendimiz ﷺ şöyle buyurmaktadır:

“Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”

Bu Nebevî beyan, yalnızca bir iletişim düsturu değil, insana yaklaşımımızın da temel ölçüsüdür. Bazen bir ferdi dönüştürmeye çalışırken sergilediğimiz katılık, onu büsbütün uzaklaştırabilir. Oysa tatlı dil, derin bir anlayış, sabır ve şefkat kilitli kalplerin kapısını daima aralar.

Yine Fahr-i Kâinât Efendimiz, “Hayra vesile olan, o hayrı işleyen gibidir.” buyurarak bizlere geniş bir ufuk çizer. Bir erdemi bizzat sergilemek kadar, başkalarının da o güzelliğe yönelmesine imkân tanımak ne kıymetlidir! Bir insanı doğruya sevk etmek, ona umut olmak, hayırlı bir işin öncüsü olmak… Bunlar, ömrümüze bereket katacak Nebevî izlerdir.

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”

Merhamet, süslü cümlelerden ziyade gündelik hayatın ince detaylarında gizlidir. Yaşlı bir büyüğümüzün hatırını sormakta, bir çocuğun tebessümüne ortak olmakta, darda kalanın elinden tutmakta…

Çünkü bize bırakılan en aziz miraslardan biri şudur: İman, ahlakımızda ve davranışlarımızda tecelli etmelidir.

Verilen bir selamda, samimi bir tebessümde, incitmekten vazgeçtiğimiz bir kelimede, bağışladığımız bir hatada, gizlice yaptığımız bir destekte…

Nitekim Efendimiz ﷺ, “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurarak dürüstlüğü müminin karakterinin temel unsurlarından biri hâline getirmiştir. Dürüstlük, insanların bizi gördüğü yerde doğru olmakla sınırlı değildir. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde de doğrudan ayrılmamaktır.

Çünkü kimse görmese de Allah görüyor; kimse bilmese de O (c.c.) biliyor.

Bir başka hadis-i şeriflerinde ise:

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.” buyurmaktadır.

Bugün dünyamızın belki de en çok ihtiyaç duyduğu şey bu sevgi ve kardeşlik duygusudur. Birbirimizi anlamaya, birbirimize karşı daha merhametli olmaya, farklılıklarımızın ötesinde insan olduğumuzu hatırlamaya muhtacız.

Peygamber Efendimiz’in ﷺ hayatına baktığımızda bütün bunların en güzel karşılığını görüyoruz. O’nun ﷺ hayatı, insanlığa hediye edilmiş eşsiz bir ahlak mektebi gibidir. Sözü doğruluğu, davranışı merhameti, susması hikmeti, affı yüceliği öğretiyor.

Mevlid Kandili de bu yüce iklimi yeniden idrak etmek adına müstesna bir vesiledir.

Bu idraki yalnızca bir kandil gecesiyle sınırlamak yerine; Peygamber Efendimiz’i ﷺ yeniden okumaya, O’nun ﷺ rehberliğini hayatımıza taşımaya imkân kılabiliriz.

  • O ﷺ nasıl bir üsluba sahipti?
  • İnsanlara nasıl muamele ederdi?
  • Haksızlık ve kötülük karşısındaki duruşu nasıldı?
  • Çocuklara, yetimlere, kimsesizlere nasıl yaklaşmaktaydı?
  • Ve en önemlisi… Biz O’nun ﷺ ahlakından bugün kendi dünyamıza neyi aktarabiliyoruz?

Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ında olduğu gibi, asırlardır gönüllerde taşınan Peygamber sevgisini bugün de salavatlarla, dualarla ve güzel amellerle yaşatabiliriz. Resûlullah’a ﷺ duyulan muhabbetin güzel tezahürlerinden biri olan Delâilü’l-Hayrât gibi eserlerden istifade ederek salavatlarımızı çoğaltabiliriz.

Aradan asırlar geçse de insanın temel ihtiyaçları değişmedi.

Hâlâ anlaşılmak, merhamet görmek, samimi bir tebessümle karşılaşmak ve iyiliğin yanında durmak istiyoruz.

Yani özünde, O’nun ahlakını arıyoruz.

Mevlid Kandili, bu hakikati yeniden hatırlamak için kıymetli bir eşik. Ancak O’nun ﷺ mirası bir geceye sığmayacak kadar engin. O’nu ﷺ tanımak ve örnek almak; kırmaktan vazgeçmekte, bağışlamakta, iyiliğe vesile olmakta ve kimsenin görmediği yerde de doğrudan ayrılmamakta karşılığını buluyor.

Belki de O’nu ﷺ sevmenin en sahih nişanesi, bıraktığı Nebevî zarafeti kendi hayatımızda çoğaltabilmek.

Bir tebessümde, bir merhamette, bir güzel sözde, bir iyilikte…

O’nun ﷺ ahlakından hayatımıza küçük de olsa bir iz taşıyabilmek.

Salât ve selâm, Fahr-i Kâinât Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın ﷺ, Âl-i Beyti’nin ve Ashâbının üzerine olsun.

Mevlid Kandili’nin gönüllerimize huzur, hayatlarımıza güzellik, vatanımıza, milletimize ve bütün İslâm âlemine hayır ve bereket getirmesini diliyorum.

Muhabbetle, hürmetle…

2 YORUMLAR

  • İsmail KELEŞ

    İslamın nuru, Efendimiz SAV in ahlâkı sıfatında nüksetmiş nur yüzlü, kıymetli kardeşim, ruhunun güzelliğini yazsına aktarmış. Eline emeğine yüreğine sağlık. Faydalandık, faydalı olsun için paylaştık. Selam ve dua ile....

    • Kamil canbaz

      Hocam kaleminize yüreğinize sağlık….

      YORUM YAZ