Hızın Esareti ve Zamanın Kayıp Bereketi HAMİ KOÇ
Hızın Esareti ve Zamanın Kayıp Bereketi

Bir yerlere yetişmeye çalışırken hayatın kendisini ıskalayan yorgun yolcularız hepimiz. Modern dünya, bizlere saniyeleri altın değerinde pazarlarken, aslında o saniyelerin içindeki "anlamı" sessizce çekip alıyor. Bugün hangi kapıyı çalsanız, hangi dosta selam verseniz alacağınız cevap aynı: "Vakit yok, her şey çok hızlı, yetişemiyorum."

Peki, gerçekten vaktimiz mi yok, yoksa zamanın bereketi mi çekildi avuçlarımızdan?

Zamanın ruhu ve modern panik
 

Eskiler "vakit nakittir" demezdi. Vakti bir emanet, bir bereket vesilesi olarak görürlerdi. Şimdilerde ise zaman, durmaksızın akan ve bizi önüne katıp sürükleyen bir sel gibi. Teknoloji her şeyi hızlandırdı. Artık yemekler dakikalar içinde pişiyor, mesajlar saniyeler içinde ulaşıyor, uçaklar dünyayı küçültüyor. Ancak garip bir tecelliyle, fiziksel hız arttıkça ruhî yorgunluğumuz da aynı oranda katlanıyor.

Sürekli bir gecikmişlik hissi içindeyiz. Sabahın ilk ışıklarından gece yarılarına kadar süren bu "aciliyet" hali, bizi sadece bedenen değil, zihnen de bitap düşürüyor. Acele ettikçe hata yapıyor, hata yaptıkça daha çok vakit kaybediyoruz. Oysa bereket, çok şeye sahip olmak değil; az şeyle çok ihtiyacı karşılamak, elindekinin tadına varabilmektir. Bir fincan kahveyi beş dakikada içmekle, o beş dakikayı kahvenin kokusunda ve dostun sohbetinde eritmek arasındaki fark, modern insanın temel meselesidir. Acele işe şeytan karışır da,beş şeyde acele etmelidir:

1. Misafir gelince, hemen yemek vermeli.
2. Günah işleyince, hemen tövbe etmeli.
3. Namazı vakti girince, hemen kılmalı.
4. Defin işini acele yapmalı.
5. Kız veya oğlan çocuklara din bilgilerini ve namaz kılmayı öğrettikten sonra, buluğa erip de dengi çıkınca, hemen evlendirilmelidir.


Hız çağının unutulan ilacı: Sabır ve tahammül

Hızın en büyük kayıplarından biri, kuşkusuz sabır erdemi oldu. Beklemeye tahammülü olmayan bir nesil türettik. Bir internet sayfasının üç saniye geç açılmasına sinirlenen, trafikteki on saniyelik duraksamada kornaya sarılan, bir başarının olgunlaşması için gereken o "demlenme" süresini bir kayıp olarak gören bir zihniyetin içindeyiz. Halbuki sabır başarının anahtarıdır!..

Sabır, sadece pasif bir bekleyiş değildir; sabır, bir duruştur. Tohumun çatlaması için toprağa, meyvenin tatlanması için güneşe ihtiyacı vardır. Tabiatta hiçbir şey acele etmez ama her şey vaktinde tamamlanır. Bizler ise tabiatın bu ritmini bozmaya çalıştıkça, aslında kendi iç huzurumuzu bozuyoruz. Tahammül sınırlarımız daraldıkça, insan ilişkilerimiz de kırılganlaşıyor. Birbirimizi dinlemeye sabrımız yok.Anlamaya vaktimiz yok. Kusurları örtmeye tahammülümüz yok.

Ritmi geri kazanmak

Zamanın bereketini geri kazanmak için saatleri durdurmaya gerek yok. Bakış açımızı değiştirmemiz yeterli.

Aceleyi terk etmek: İşleri daha hızlı yapmak değil, daha farkında olarak yapmak. Acele işte akıl pek devrede olmaz.Kör noktalar görülmez. Maddî mânevî kazalar olur. Bizim kültürümüz nerelerde acele edileceğini ortaya koyarken, yol kazası yapmamak için de usul/erkan bildirmiştir.

Tahammül inşa etmek: Beklemenin de hayatın bir parçası olduğunu, her duraksamanın aslında bir nefes alma imkânıolduğunu idrak etmek.

Anı kıymetlendirmek: Sürekli "bir sonraki" adımı düşünmekten vazgeçip, şu anın hakkını vermek.

Unutmayalım ki; hayat, varılan hedef değil, o hedefe giderken yürüdüğümüz yoldur. Ama hedef/son önemlidir. Çünkü hüküm sonuca göre verilir. Hızlandıkça yolun kenarındaki çiçekleri, gökyüzünün rengini ve yanımızdaki insanın gözlerindeki pırıltıyı kaçırıyoruz. Zamanın bereketini, acele ederek değil; sabırla, severek ve sakince, saygı çerçevesinde yaşayarak bulacağız.

Bugün bir anlığına durun. Sadece durun ve nefes alın. Dünya siz durunca durmayacak, aksine belki de ilk defa gerçek rengiyle görünecek.

“İki nimet vardır ki insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” (Buhârî)

Vaktin kıymetini bildiğimiz, itidalli ve tahammüllü bir ömür diliyorum değerli okuyucularım.

1 YORUMLAR

  • Ayşe Melek Altınbağ

    Kaleminize sağlık Hocam. Saati kolumuza taktığımız andan bu yana, kalbimizden zamanı yitirdik ne yazık ki.. .

    YORUM YAZ