Türkiye’de 1970’li yıllardan bu yana üniversiteye giriş sistemleri, değişen dünya şartlarına ve toplumsal dinamiklere uyum sağlamak adına sürekli bir gelişim ve dönüşüm içinde olmuştur.
Kuşkusuz geçmiş dönemlerde yaşanan bazı ani ve sektörel dengeleri zorlayan düzenlemeler, eğitim sistemimizde dönemsel durgunluklara yol açmıştır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bizler de eğitim camiasının paydaşları ve aileler olarak, bu geleceğin kaygısını ve sorumluluğunu bakanlığımızla birlikte taşıyoruz.
Amacımız, el birliğiyle bu sürece bilimsel, pratik ve yapısal katkılar sunmaktır.
Türk Eğitiminde Tek Yönetici: MEB Çatısı Altında Büyük Revizyon
Mevcut YKS sisteminin geliştirilmeye açık en önemli yönlerinden biri, ortaöğretim müfredatı ile sınav soruları arasındaki pedagojik uyumdur. Öğrencilerimiz Milli Eğitim Bakanlığımızın yetkin kadrolarınca hazırlanan müfredatla yetişirken, sınav soruları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bünyesindeki akademisyenler ve Ortaöğretim branş öğretmenleri tarafından şekillendirilmekte ve on binlerce soru ortak bir havuzda toplanmaktadır.
Bilimsel ölçme-değerlendirme kriterleri açısından, bir öğrencinin başarısını ölçecek soruların, onun yaş grubu seviyesine ve sınıf içi hareket alanına en hâkim uzmanlarca hazırlanması gerekir. Bu hakikatten hareketle;
ÖSYM’nin yavaş yavaş YKS sınav sisteminden çıkarılması ve tüm sınav sorumluluğunun Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmesi elzemdir.
Hatta ülkemizin tüm eğitim hayatını; YÖK dâhil eğitim ve öğretimle ilgili ne kadar kurum ve yapı varsa hepsini Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında toplamak bizce en hayati, en köklü revizyondur.
Esasen bakanlığımızın son yıllarda YÖK ile ortaklaşa yürüttüğü dinamik çalışmalar ve iş birliklerinden ortaya çıkan olumlu sonuçlar, eğitimin tek elden yönetilmesi gerektiği konusundaki haklılığımızı kanıtlar niteliktedir.
OBP ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Entegrasyonu
Son dönemde eğitim literatüründe sıkça yer bulan Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) ve okullardaki not değerlendirmeleri, hepimizin ortak gündemidir. Bakanlığımızın hayata geçirdiği Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, tamamen "beceri temelli" bir pedagoyiyi esas almaktadır. Mademki modelimiz beceri temellidir, o zaman OBP sistemi de bu yeni modele göre yeniden düzenlenmeli ve kökten revize edilmelidir.
Öğrencilerimizin okul çatısı altında gerçekleştirdiği seminerler, katıldığı atölye çalışmaları ve yürüttüğü sosyal projeler somut birer başarı kriteri olarak puanlanmalıdır. TÜBİTAK projelerine veya milli sporcularımıza verilen haklı ek puanların, tüm öğrencilere yayılarak genişletilmesi, yeni müfredatımız ve insan yetiştirme hedeflerimiz açısından çok önemlidir. Böylece OBP, sadece teorik yazılı notlarından ibaret kalmayacak; çocuğun hayata dokunan gerçek becerilerini ödüllendiren adil bir sisteme dönüşecektir. İşte tam da bu adil bütünlüğü kurabilmek için MEB, milli eğitimde tek yetkili ve tek yönetici olmalıdır.
Bir diğer önemli başlık ise eğitim ile istihdam arasındaki rasyonel dengedir. MEB anaokulundan lise son sınıfa kadar zorunlu eğitimi başarıyla yönetirken, üniversite kontenjanlarına ve bölümlerine müdahil olamaması anlaşılır bir durum değildir. Üniversite kontenjanlarının ülkenin insan gücü projeksiyonuna göre planlanması, devletimizin geleceği için büyük önem arz etmektedir.
Çünkü başta öğretmenlik bölümleri olmak üzere bazı alanlardaki yığılmaları önlemek ancak bilimsel bir planlama ile mümkündür.
Ve bu istihdam planlaması üniversitede değil, ortaokul sıralarından itibaren başlamalıdır.
Doğal olarak bu büyük planlamanın tek sorumlusu da yine MEB olmalıdır.
Pedagojik araştırmalar, 15-16 yaş grubundaki çocukların ilgi ve eğilimlerinin esnek olduğunu, bu dönemde yapılacak doğru bir rehberliğin hayati önem taşıdığını göstermektedir. Bu yönlendirme sadece kâğıt üzerindeki rehberlik testleriyle kalmamalı, okul içinde pratiğe dökülmelidir.
Bu bağlamda; geleceğin istihdam alanlarına yönelik dinamik bölümler hem öğrencililerin ilgi alanları ile belirlemek Üniversitelerdeki yoğunluğu azaltmanın ve verimliliği artırmanın en bilimsel yoludur.
Sonuç Olarak:
Türkiye’nin eğitimde köklü bir koordinasyon atağına ihtiyacı vardır. Anaokulundan üniversite eğitiminin sonuna kadar tüm süreç, tek bir çatı altında yani Milli Eğitim Bakanlığı tarafından planlanmalı ve yürütülmelidir. Akademik yönlendirme ile mesleki yönlendirme birbirinin alanına müdahale etmeden, MEB’in liderliğinde paralel iki güç olarak ilerlemelidir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile başlayan bu sürecin, liselerin ve üniversitelerin 3 yıla indirilmesi, okul mimarilerinin atölye odaklı revizyonu, erken yaşta yetenek tespiti ve en önemlisi ‘’tüm eğitim sisteminin MEB çatısı altında birleştirilmesiyle’ ’zirveye ulaşacağına inanıyoruz.
Devletimizin ve evlatlarımızın geleceği için bu yapısal reformlara destek vermek, eğitimin tüm akıl paydaşları olarak hepimizin ortak vazifesidir.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...