MEB de "Özel Eğitim-Öğretim İstişare Kurulu"  Kurulmalı! BİLGİN PELİSTER
MEB de "Özel Eğitim-Öğretim İstişare Kurulu" Kurulmalı!

Eğitimde istikrarın anahtarı şüphesiz istişare kültürü ve yönetişim anlayışı olmalıdır.

Ama öncelikli olarak, şu hızla dönen dünyada, Millî Eğitimin aldığı karar ve yönetmelikleri aksamadan hayata geçirebilecek, tekrar tekrar düzeltmelere gerek bırakmayacak dinamik bir yapıya ihtiyaç olduğuna inanıyoruz.

Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü; 36000 i aşkın kuruma yüzbinlerce çalışana milyonlarca öğrenciye yön veren eğitimin en dinamik paydaşıdır 

Böylesine devasa ve değişken bir yapının yönetimi, hiç şüphesiz oldukça karmaşık süreçleri beraberinde getirmektedir.

Ancak bu karmaşıklığın içinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin, kararların sahaya yansımasını öngören “nitelikli bir istişare mekanizması” olduğuna inanıyoruz.

I. İstişare Mekanizması: “Ben yapım”dan “Birlikte karar veriyoruz”a gelmeliyiz.

Millî Eğitim Bakanlığının aldığı yönetmelik değişiklikleri veya yeni kararlar, bazen sahada hiç öngörülmeyen finansal, idari ve istihdam odaklı sarsıntılara neden olabiliyor. Bakanlığın bu denli geniş bir yapıdaki tüm kurumların nabzını anlık tutabilmesi, tek yönlü bir süreçle mümkün değildir.

Çözümün, “Özel Eğitim-Öğretim İstişare Kurulu” gibi kalıcı ve işlevsel bir yapıda olduğuna inanıyoruz.

Tıpkı Cumhurbaşkanlığı Yükseköğretim Politikaları Kurulu örneğinde olduğu gibi; başında bir üst düzey bürokratın bulunduğu, özel öğretim kurumu dernek başkanlarının yer aldığı bir kurul hayata geçirilmelidir.

Bu kurulun işleyişi şu disipline dayanmalıdır:

Ön analiz: Alınacak her karar, tebliğ edilmeden önce bu süzgeçten geçirilmelidir.

Sahaya etki değerlendirmesi: Bir düzenlemenin istihdama, fiziksel ortama veya kurum işleyişine yansımaları “beyin fırtınası” ile analiz edilmelidir.

Geri dönüşleri engellemek: Yanlış veya eksik kurgulanmış kararların daha sonra geri çekilmesi, hem bürokraside zaman kaybına hem de sahada ciddi bir güven aşınmasına yol açmaktadır. Kararların istişare edilerek olgunlaştırılması, uygulamanın başarısını artıracak en temel unsurdur.

Bu önerinin Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından dikkate alınmasını ümit ediyoruz.

LGS 2026 Üzerine Birkaç Değerlendirme

LGS 2026: Söylem ve eylem arasındaki kopukluk üzerine değinmek istiyorum.

İstişare kültürünün eksikliğini, LGS 2026 sınav süreciyle birlikte somut bir şekilde tecrübe ettik. Millî Eğitim Bakanlığı, tüm yıl boyunca öğrenci ve öğretmenlere “rehberimizin devlet kitapları ve MEB örnek soruları olduğunu” telkin etti. Ancak sınavın ardından gördük ki, Bakanlığın “temel kaynak” olarak işaret ettiği içerik ile sınavı hazırlayan zümrelerin mantığı arasında ciddi bir metodolojik farklılık vardı.

Bu sürecin iki boyutu üzerinde durulmalıdır:

  1. Zümreler arası koordinasyon: Bakanlığın materyallerini hazırlayan ekiplerle, sınav sorularını kurgulayan ekiplerin birbirlerinden kopuk olması, öğrencilerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep oldu. Fen ve Türkçe gibi branşlarda beklentiler kısmen karşılansa da, diğer derslerdeki kopukluklar “tutar tutmaz” tartışmalarını körükledi.
  2. Piyasa yayıncılığında “hayalcilik” sorunu: Yıllardır sınav sorularını “tutturduklarını” iddia ederek rekabet eden piyasa yayıncıları da bu yıl sınavın gerçekliği karşısında havada kaldı. Bu iddialı ama temelsiz pazarlama dili, öğrencileri hayal dünyasına sürüklemekte ve sınav sonuçları beklentiyi karşılamadığında büyük bir haksız rekabet/hayal kırıklığı tablosu ortaya çıkarmaktadır.

Sonuç olarak: Bakanlığımızın vizyoner kılavuzluğuna güveniyoruz. Ancak bu güvenin devamlılığı; hem sınav sorularının Bakanlığın kendi söylemleriyle %100 örtüşmesine hem de eğitimin idari kararlarının “istişare süzgecinden” geçirilmesine bağlıdır. Eğitim, hata kabul etmeyen, tutarlılık isteyen bir süreçtir; bu sürecin sağlıklı işlemesi için paydaşlar olarak bizler, çözümün bir parçası olmaya hazırız.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ