Geçtiğimiz günlerde küçük kızımla birlikte yürüyüşe çıkmıştık. Bazı kaldırımlarda, yol boyunca uzanan ağaçlar kaldırımı daraltır; iki kişinin karşılıklı olarak rahatça geçmesini zorlaştırır. Biz de böyle bir noktada, karşıdan gelen, yetmiş yaşlarının üzerinde, ak saçlı bir teyze ve koluna girmiş, torunu olduğunu düşündüğüm 15-16 yaşlarında bir delikanlıyla karşılaştık.
Biz kızımla kenara çekilip yol verdik. Teyze gülümseyerek geçti. Birkaç adım sonra arkasını dönüp bize seslendi:
“Bak evladım… Şimdi sen onu gezdiriyorsun.”
Yanındaki delikanlıyı ve kendisini işaret etti; sonra kızımı göstererek devam etti:
“Benim yaşıma gelince o seni gezdirecek.”
Sonra yollarına devam ettiler.
Bu karşılaşma ve teyzenin söylediği bu birkaç cümle beni uzun süre düşündürdü. Aslında hayatın çok sade bir gerçeğini hatırlatmıştı: Bugün biz çocuklarımızın elinden tutuyor; onları gezdiriyor, ilgileniyor ve büyütüyoruz. Yıllar geçiyor, zaman bizi başka bir noktaya getiriyor. Belki de bir gün onlar bizim elimizden tutacak.
Bu kısa sohbet bana aynı zamanda çok değer verdiğim, “hocaların hocası” diyebileceğim kıymetli bir meslek büyüğümün şu nasihatini de hatırlattı:
“Öğrencilerinizin yirmi sene sonra sizi gördüklerinde size nasıl davranmalarını istiyorsanız, bugün siz onlara öyle davranınız.”
Muazzam bir ölçü… Çünkü hayatta çoğu zaman verdiğimiz şey, başka bir zamanda ve başka bir biçimde yeniden karşımıza çıkıyor.
Tasavvuf geleneğinde de insanın gönlünü neyle meşgul ettiğine büyük önem verilir. “Huz mâ safâ, da’ mâ keder” sözü; gönlü huzur ve güzellikle besleyen şeyleri almak, gereksiz kederleri, kırgınlıkları ve yükleri geride bırakmak için güzel bir hatırlatmadır.
Şair ve yazar İbrahim Tenekeci’nin sözüyle ifade edecek olursak:
“Gönlümüzü yoran işlerden ve ilişkilerden uzak durmalıyız.”
Elbette hayatın içinde her zaman güzel şeylerle karşılaşmayız. Canımızı sıkan olaylar, beklemediğimiz durumlar ve bizi üzen hadiseler olacaktır. Fakat her şeyi gönlümüzde taşımak zorunda değiliz. Bazen mesafe koymak, bazen affetmek, bazen de yüklerimizden arınıp yolumuza devam etmek gerekir.
Çünkü gönlümüz, nazargâh-ı ilâhîdir. Öyleyse gönlümüzde neyi büyüttüğümüze, neyi taşıdığımıza dikkat etmeliyiz. Zira gönlümüzde büyüttüğümüz her duygu, zamanla hâlimize ve davranışlarımıza yansır.
Peki, Ne Yapacağız?
Önce kendimiz için…
Biraz duracağız. Gönlümüzü yoran şeyleri fark edeceğiz. Bize huzur veren, bizi iyiliğe ve güzelliğe yönelten alışkanlıklara zaman ayıracağız.
İşimizi güzel yapacağız. Hakkı gözeteceğiz. Bize emanet edilen görevi bir yük değil, bir sorumluluk ve imkân olarak göreceğiz. Sabredeceğiz; namazla ve duayla Rabbimize yönelerek O’ndan yardım isteyeceğiz. Ve bulunduğumuz her yerde iyiliği biraz daha çoğaltacağız.
Bazen insan, olup bitenlere bakarken yoruluyor. Bir haber izlemek, gündeme göz atmak istiyoruz; fakat karşımıza çıkan haksızlıklar, adaletsizlikler, görevini hakkıyla yapmayan insanlar, liyakatin geri plana itildiği durumlar ve kul hakkının yeterince gözetilmediğine dair haberler karşısında üzülüyoruz. İnsan ister istemez, “Bu gidiş nereye?” diye düşünüyor.
Fakat tam da böyle zamanlarda bize düşen, umudumuzu kaybetmemektir.
Çünkü kötülüğün varlığı, iyiliğin anlamını azaltmaz. Aksine, iyiliğin daha fazla görünür ve daha güçlü hâle gelmesi gereken zamanlar vardır. Haksızlığın çoğaldığını düşündüğümüz yerde adaleti, duyarsızlığın arttığını gördüğümüz yerde merhameti, işini hakkıyla yapmayanların çoğaldığını düşündüğümüz yerde ise kendi işimizi en güzel şekilde yapmayı tercih etmeliyiz.
Belki dünyadaki bütün kötülükleri ortadan kaldırmaya gücümüz yetmeyecek ama kendi bulunduğumuz yerde iyiliği çoğaltmaya gücümüz yeter. Belki bütün haksızlıkları düzeltemeyeceğiz ama kendi elimizin ulaştığı yerde adaletten ayrılmamaya gücümüz yeter.
Ailemiz için…
Telefonu bir kenara bırakıp birbirimizi gerçekten dinleyeceğiz. Güzel bir söz söylemek, teşekkür etmek, sarılmak veya hâl hatır sormak için özel bir gün beklemeyeceğiz.
Çocuklarımız için…
Onlara sadece başarılı olmayı değil, iyi bir insan olmayı da öğreteceğiz. Doğru olmayı, paylaşmayı, teşekkür etmeyi, gerektiğinde özür dilemeyi; büyüklere hürmeti, küçüklere merhameti önce kendimiz yaşayarak onlara göstereceğiz.
Çevremiz için…
Bir selamı, bir tebessümü, “Nasılsınız?” sorusunu esirgemeyeceğiz. İhtiyacı olana elimizden geldiğince destek olacağız.
Bize yardımcı olan birine teşekkür edeceğiz. Bir büyüğümüzü ziyaret edeceğiz. Bir öğrencimizi güzel bir sözle teşvik edeceğiz. Bir arkadaşımızın yükünü biraz olsun hafifleteceğiz.
Ve bütün bunları yaparken belki de şu güzel sözü hatırlayacağız:
“İyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlik bilir.”
İyilik iz bırakır; kötülük leke. Yaptığımız iyilik bazen fark edilmeyebilir. Olsun. Bu, güzel davranışın değerini azaltmaz; teşekkür edilmemesi de iyiliğin boşa gittiği anlamına gelmez. Çünkü biz iyiliği birileri görsün diye değil, Allah rızası için yaparız. Mevlâ Teâlâ hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmaz.
Nitekim Zilzâl Suresi’nin son iki ayetinde şöyle buyurulur:
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”
Demek ki küçücük bir iyilik bile kaybolmuyor. Bir tebessüm, bir güzel söz, bir yardım eli, bir gönül alma… Belki bizim için çok küçük görünen bir davranış, bir başkasının hayatında büyük bir iz bırakabiliyor.
Şu veciz sözlerde de bu umudu ve hakikati buluyoruz:
“Gün gelir ellerinize batan dikenlerin gülleri avuçlarınızı doldurur.”
(Hazreti Mevlânâ)
“Kötülüğü bitiremeyiz ama iyiliği çoğaltabiliriz.”
(Sezai Karakoç)
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, “Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin.” buyuruyor. Bu ilahi çağrı, hayatın zorlukları karşısında bize önemli bir istikamet gösteriyor. Her şeyi değiştirecek gücümüz olmayabilir; fakat kendi sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getirecek gücümüz vardır. Bütün dünyayı bir anda güzelleştiremeyebiliriz; fakat bulunduğumuz sınıfı, okulu, çalışma ortamını ve dokunduğumuz insanları güzelleştirebiliriz.
Huz mâ safâ, da’ mâ keder…
Öyleyse gönlümüzü neyle doldurduğumuza, dilimizden ne döküldüğüne ve hayata ne bıraktığımıza dikkat edelim.
Gönlümüzde neyi büyüteceğimize dikkat edelim. Çünkü bugün verdiğimiz her şey, yarının hayatında bir iz bırakacak.
Çünkü zerre miktarı bile olsa hiçbir iyilik kaybolmayacak.
Allah zihnimize berraklık, kalbimize ferahlık, işlerimize kolaylık versin. Fikrimize istikamet, vaktimize bereket, kardeşliğimize kuvvet versin. Kötülerden ve kötülerin şerrinden muhafaza eylesin. Gönlümüzü iyilikten, dilimizi güzel sözden, amellerimizi hayırdan ayırmasın.
Rabbim bizleri umudunu kaybetmeyen, doğru yolda gayretle yürüyen, işini hakkıyla ve güzel yapan, kul hakkından sakınan, adaletten ayrılmayan ve iyiliğin çoğalmasına vesile olan kullarından eylesin.
Huz mâ safâ, da’ mâ keder…
İyiliğin azlığından şikâyet edenlerden değil, iyiliği çoğaltanlardan olabilmek duasıyla…
Âmin.
Muhabbetle.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...