"Eğitim, bir kabı doldurmaktan ziyade bir ateşi yakmaktır."
Gül Yetiştiren Adam’ın her nefesinin özünde; gül, diken, toprak, bahçe, yağmur, güneş ve güle dair şeyler olduğu gibi insan yetiştiren biz öğretmenlerin de her nefesinde eğitim ve eğitimin tüm dinamikleri var!
Bugün, bütün eğitim dengelerini değiştiren ‘sınav’ kavramının bir dinamikten çok daha fazla ifadesinin olduğunu dile getirmek istiyorum!
Bir ülkenin geleceğini anlamak istiyorsanız üniversitelerinden öte eğitim anlayışına bakın! Çünkü eğitim yalnızca okullarda verilen bir hizmet değil bir milletin insan tasavvurunun, kalkınma idealinin ve medeniyet yürüyüşünün merkezidir. Ekonomi eğitimden etkilenir, teknoloji eğitimle gelişir, bilim eğitimle güçlenir, kültür eğitimle taşınır. Bir ülkenin sanayisinden ticaretine, aile yapısından sosyal huzuruna kadar sayısız alan doğrudan ya da dolaylı olarak eğitimin etrafında şekillenir. Bu nedenle eğitim sistemi üzerine yapılacak her çalışma, yalnızca öğrencileri değil ülkenin tamamını ilgilendiren stratejik bir mesele olarak ele alınmalıdır.
Bugün Türkiye'de milyonlarca öğrenci, yüz binlerce öğretmen ve milyonlarca aile eğitim hayatını merkezi sınavlar etrafında sürdürmektedir. Ortaokuldan liseye, liseden üniversiteye uzanan süreçte sınavlar hayatın önemli bir gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak artık yüksek sesle sormamız gereken bir soru vardır: Bir çocuğun sekiz yıllık, bir gencin on iki yıllık emeği gerçekten birkaç saatlik bir sınavın sonucuna indirgenebilir mi? Hele böylesine değişken bir asırda!
Bir öğrencinin yıllarca süren çalışma disiplini, yaptığı fedakârlıklar, vazgeçtiği sosyal faaliyetler, taşıdığı hayaller ve verdiği mücadele çoğu zaman birkaç saatlik bir sınav performansına sığdırılmaktadır. Aynı şekilde bir öğretmenin yıllar boyunca öğrencisine kattığı değer, rehberliği, emeği ve özverisi de çoğu zaman birkaç net üzerinden değerlendirilmektedir. Aileler ise çocuklarının geleceği için maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber etmekte, kimi zaman kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek onların eğitim yolculuğuna destek olmaktadır. Bir annenin geceleri duyduğu endişe, bir babanın daha iyi imkânlar sunabilmek için verdiği mücadele, bir öğretmenin öğrencisinin başarısı için harcadığı mesai ve bir öğrencinin geleceğe dair taşıdığı umut, eğitim sistemimizin görünmeyen ancak en değerli parçalarıdır.
Bugün eğitim yalnızca akademik bir süreç olmaktan çıktı. Aynı zamanda büyük bir ekonomik ve sosyal ekosistemin merkezinde yer almaktadır. Yayıncılık sektörü, teknoloji yatırımları, eğitim materyalleri, ulaşım, barınma, danışmanlık hizmetleri ve daha birçok alan eğitimle doğrudan ilişkilidir. Eğitimin merkezinde yer alan sınav sistemi ise bütün bu yapıyı etkilemektedir. Bu nedenle sınav meselesi, bir ölçme-sonuçlandırma konusundan öte ülkenin ekonomik, sosyal ve psikolojik dengelerini etkileyen bir strateji alanıdır. Böylesine büyük bir yapının merkezindeki sınav sisteminin günübirlik çözümlerle değil, uzun vadeli ve köklü politikalarla yeniden ele alınması artık bir tercihten çok zorunluluktur.
Son yıllarda öğrencilerimizin önemli bir bölümü öğrenmekten çok yetişmeye çalışmaktadır. Test çözmektedir, deneme sınavlarına girmektedir, sıralama hesaplamaktadır ve sürekli bir yarışın içinde bulunmaktadır. Elbette bir ölçüme ihtiyaç var ancak ölçmenin amacı eğitimi yönlendirmek olmalıdır; eğitimin kendisine dönüşmek değil. Bugün birçok öğrencimiz merak etmeyi, araştırmayı, sanatla uğraşmayı, spor yapmayı, üretmeyi ve keşfetmeyi ikinci plana atmak zorunda kalmaktadır. Çünkü sistem çoğu zaman onları öğrenmekten çok puan almaya yönlendirmektedir.
Yıllardır tartışılan dershaneler, özel dersler, yardımcı kaynaklar ve destek programları aslında sistemin ortaya çıkardığı ihtiyaçların bir sonucudur. Öğrenciler ve aileler kendilerini daha güvende hissetmek, eksiklerini tamamlamak ve rekabette geri kalmamak adına farklı destek mekanizmalarına yönelmektedir. Burada sorgulanması gereken şey bireylerin tercihleri değil, bu ihtiyacı ortaya çıkaran yapının kendisidir. Okulda verilen eğitim ile sınavlarda ölçülen beceriler arasındaki mesafe, alternatif arayışlar meydana getirir.
Akademik ve yabancı dil eğitiminde, maarif modelinin güncel beklentilerinde ve diğer tüm eğitim bileşenlerinde bir yere kadar yetişen öğrenciler, sınav gerçekliğiyle karşılaştığında çok yönlü yetişecek insanın değil sınırları kesin olarak çizilmiş sınav sisteminin terazisinin ağır bastığı bir atmosferde arayışlar ne yazık ki hiç bitmiyor, bin bir surette karşımıza çıkmaya devm ediyor.
Bir başka önemli mesele ise ortaöğretim ile yükseköğretim arasındaki kopukluktur. Üniversiteler araştıran, sorgulayan, problem çözen ve proje geliştiren bireyler beklemektedir. Ancak öğrenciler çoğu zaman yoğun sınav hazırlığı içerisinde bu becerileri geliştirecek fırsatları yeterince bulamamaktadır. Üniversitenin beklediği öğrenci profili ile sınav sisteminin teşvik ettiği öğrenci profili arasındaki farklılık giderek büyümektedir. Bu durum hem eğitim süreçlerini hem de gençlerin kariyer planlamalarını olumsuz etkilemektedir.
Dünyanın gelişmiş eğitim sistemlerine bakıldığında sınavların tamamen kaldırılmadığı görülmektedir. Ancak sınavların eğitimin merkezinden çıkarıldığı da apaçık bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Finlandiya, Kanada, Norveç ve benzeri ülkelerde öğrenciler süreç içerisinde çok yönlü gözlemlenmekte; akademik başarı kadar sosyal gelişim, problem çözme becerisi, iletişim yeteneği ve bireysel potansiyel de dikkate alınmaktadır. Nitekim, insan puandan daha değerlidir ve insan hayatı tek bir sınava indirgenmemelidir. Bu yüzden eğitim alt yapısının çağın nesillerine göre çok yönlü olarak yeniden en temelden temellendirilmelidir.
Türkiye'nin de kendi tarihinden, kültüründen ve toplumsal gerçeklerinden beslenen özgün bir modele ihtiyacı vardır. Bizim hedefimiz sınavları ortadan kaldırmak değil; onları adil, sürdürülebilir, öngörülebilir ve eğitimin doğal bir parçası haline getirmektir. Öğrenciyi merkeze alan, öğretmenin emeğini görünür kılan, ailelerin yükünü hafifleten ve okulu yeniden sistemin ana unsuru haline getiren bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Bu noktada eğitim kurumlarının sorumluluğu her zamankinden daha büyüktür. Çünkü çağımızın öğrencileri yalnızca bilgiye değil; rehberliğe, yönlendirmeye, karakter eğitimine, sosyal gelişime ve yaşam becerilerine ihtiyaç duymaktadır. Nitelikli eğitim kurumları yalnızca sınava hazırlayan değil, hayata hazırlayan kurumlardır. Akademik başarı ile değerler eğitimini, bilim ile ahlakı, teknoloji ile insanı, rekabet ile merhameti aynı çatı altında buluşturabilen eğitim anlayışları geleceğin en önemli güvencesidir.
Eğitim bir ülkenin kalbidir. Kalbin ritmi bozulduğunda bütün beden etkilenir. Eğitim sistemindeki her aksaklık ekonomiden sosyal yaşama, aile yapısından iş dünyasına kadar birçok alanı doğrudan etkiler. Bu nedenle sınav sistemine ilişkin yapılacak düzenlemeler yalnızca eğitim politikası olarak görülmemeli; ülkenin geleceğine yapılan stratejik yatırımlar olarak görülmelidir.
Çünkü güçlü bir gelecek, yalnızca iyi hazırlanmış sınavlarla değil; iyi yetiştirilmiş insanlarla kurulur. Ve bir milletin gerçek başarısı, sınav sonuçlarında değil; yetiştirdiği insanın niteliğinde saklıdır.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...