Mutluluğun Reçetesi: Bilinen Ancak Gözden Kaçanlar… SEBAHATTİN KAZAZ
Mutluluğun Reçetesi: Bilinen Ancak Gözden Kaçanlar…

Gerçek ve kalıcı mutluluk, modern dünyanın bize sunduğu anlık hazların ya da yapay rahatlama seanslarının çok ötesinde bir yerlerde saklıdır. İnsan, ruhu, zihni, bedeni ve çevresiyle bir bütün olduğu için, iç huzuru yakalamak da hayatın her alanına nüfuz eden bir disiplin ve güçlü bir irade gerektirir. Mutluluğun reçetesini yakalamanın ilk ve en önemli adımı ise manevi bir temel oluşturmaktır. Kişi, her ne işe girişirse girişsin, samimiyeti ve ihlası elden bırakmamalı, attığı her adımda yalnızca yaratıcısının rızasını gözetmelidir. Çünkü niyetin halis olmadığı bir hayat, yönünü kaybetmiş bir gemi gibi dalgalar arasında savrulmaya mahkûmdur. Maneviyatını diri tutmak isteyen bir birey, kararlılığı ve tevekkülü hayat felsefesi haline getirmelidir. Bir işe azmettiği zaman kararsızlık girdaplarında boğulmamalı, gerekli araştırmaları yapıp istişarelerde bulunduktan sonra Allah’a tamamen güvenerek yola koyulmalıdır. Tedbirleri almalı, sebeplere sarılmalı ve takdire tevekkül etmelidir. Bu durum, zihnin gereksiz endişelerle yorulmasını engeller ve kişiye netlik kazandırır. Böylece başarısızlık ihtimalinde dahi kişi, "keşke" demek yerine, teslimiyetin getirdiği o eşsiz iç huzurunu yaşayabilecektir.

Manevi disiplinin günlük hayattaki yansıması ise zamanı bereketlendirmekten geçer. Huzurlu bir insan, gününü tesadüflere bırakmamalı, en geç saat 11’de uyuyup sabah namazından sonra bir daha uyumamayı alışkanlık edinmelidir. Erken saatlerin getirdiği o dinginlik ve zihin açıklığı, günün geri kalanının çok daha verimli geçmesini sağlar. Her gün düzenli olarak en az beş sayfa Kur’an-ı Kerim okumak, farz ve vacip ibadetleri tamamlarken sünnetleri ve tesbihatları ihmal etmemek, ruhun her gün ihtiyaç duyduğu o manevi gıdayı almasına vesile olur. Dünyevi kayıplar karşısında metanetli olmak, kaybedilen maddi bir meta için günlerce yas tutmamak da mutluluğun önemli bir anahtarıdır. İnsan, harama yaklaşmamalı, işlediği hatalar için daima tövbekâr olmalı ve ümidini hiçbir şartta kaybetmemelidir. Helal yoldan para biriktirerek hac veya umre yolculuğuna çıkmak da bu manevi inşayı taçlandıran, ruhu dünyevi kirlerden arındıran muazzam bir netice doğuracaktır.

Zihinsel berraklığı korumanın yolu, dış dünya ile kurulan iletişimin niteliğinden ve niceliğinden geçer. Günümüzde mutsuzluğun en büyük sebeplerinden biri, kontrolsüzce sarf edilen sözler ve zihni meşgul eden gereksiz alternatifler üretme çabasıdır. Sadelik insanın iç huzuru için olmazsa olmazlardandır.

Bir genç sözlendiği veya nişanlandığı dakikadan itibaren aklındaki her türlü alternatifi tamamen çıkartıp atmalıdır. Zira sadakat, zihnin tek bir odakta huzur bulmasını sağlar. İletişimde ise temel kural az konuşmak, hatta daha da az konuşmak olmalıdır. Sorulan bir soruya tek bir kelime yetiyorsa, ikincisini kullanmaktan kaçınılmalıdır. Konuşmalar net, açık, kısa olmalı; "ııı, eeee, şey" gibi muğlak ve duraksamalı ifadelerden temizlenmelidir. Bunun için çok okumak, çok kelime bilmek gereklidir. Yalandan tamamen uzak durulmalı, asla ve asla yalan söylenmemelidir. Farklı fikirlerin olduğu konuşmalarda duygulara hâkim olmayı bilmeli, yüksek ses tonunun ve aşırı heyecanın insanı haklıyken haksız göstereceği unutulmamalıdır. Başkalarına dille nasihat vermektense, davranışlarla canlı bir örnek teşkil edilmelidir. Hiçbir Müslüman topluluk veya cemaat hakkında aleyhte konuşmayarak dilini gıybetin zehrinden koruyan insan, toplumsal huzurun da mimarı olur.

Kişisel disiplin ve zaman yönetimi, hayatın karmaşasını bereketli bir düzene dönüştürür. Zaman, suyun akışına bırakılmayacak kadar değerlidir. İnsan zamanın kendisini yönetmesine izin vermemeli, bilakis zamana kendisi yönetmelidir. Bu doğrultuda mutlaka bir ajanda kullanılmalı, her gün bir sonraki gün titizlikle programlanmalı ve her yıl için makro planlar yapılmalıdır. Öğrenilen her yeni bilgi, akla gelen her parlak fikir hemen yazıya aktarılmalıdır. Bu sebeple cepte daima boş bir not kâğıdı ve kalem bulundurmayı alışkanlık haline getirmeli veya elektronik not imkanlarından faydalanmalıdır. Bir işte sebat etmenin, sabırla devam etmenin gücü kavranmalıdır. Unutulmamalıdır ki mermeri delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Kolayca söz verilmemeli, fakat söz verildiği zaman da o söz ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirilmelidir. Başlanan bir iş %99 değil, %100 bitirilmelidir. Üşenmek, ertelemek gibi tembellik emareleri hayattan tamamen kazınmalıdır. Bir işe başlarken vizyon büyük tutulmalı, dar bir çerçeveden başlayarak işi çabuk bitirmek hedeflenmelidir.

Fiziksel çevre ve beden sağlığı, ruh halimizin en sadık yansımalarıdır. İnsan, yaşadığı alanın ve bedeninin temizliğine azami ölçüde dikkat etmelidir. Yaşanacak evin güneş görmesine, aydınlık olmasına önem verilmelidir. Evde ve iş yerinde son derece düzenli ve tertipli olunmalı, eşyalar her zaman aynı yere ve topluca konulmalıdır. Böylece hem zamandan tasarruf edilecek hem de zihinsel bir karmaşadan kurtulunacaktır. İç çamaşırında dahi olsa yırtık, sökük kıyafet giymemelidir. Yırtık elbiseleri veya kırık eşyaları atmak yerine tamir etmeli, israftan şiddetle kaçınılmalıdır. Cep telefonu sırf modası geçti diye sık sık değiştirilmemelidir. Maddi durumu sarsmayacak, ödenebilecek kadar borçlanılmalı; ticari cesaret ile hesapsız cüret birbirine karıştırılmamalıdır. Bedene bir emanet gibi bakılmalı, sigara, alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durulmalı, kola gibi asitli içecekler yerine süt, ayran ve taze meyve suları tüketilmelidir. Sabah ve akşam dişler fırçalanmalı, daima güzel kokular sürünülmeli ve kişisel imajının önemli parçaları olan ayakkabı ve diş fırçası her zaman en kalitelisinden seçilmelidir. Alışveriş yapılırken, ölçü, tartı ve hesaplar her zaman net ve şeffaf yapılmalıdır.

Sosyal ilişkilerde dengeli ve yapıcı bir duruş sergilemek, insanın dış dünyayla olan bağını kuvvetlendirir. Bu bağın en kutsal noktası aile ilişkileridir. İnsan, anne ve babasının hayır duasını mutlaka almalı, anne-babasını, ziyaret edip, sık sık arayıp ona küçük de olsa hediyeler vermelidir. Akrabalarına ve yakın çevresi ile iletişimi kesmemeli, sıla-i Rahim ihmal edilmemelidir. Sosyal ilişkiler içinde kaybolmamak için her konuda son derece seçici davranılmalıdır. Okunacak kitap, gidilecek konferans, katılınacak davet veya izlenecek film rastgele olmamalı, entelektüel sermayeye katkı sunmalıdır. En az bir yabancı dil ana dili gibi iyi öğrenilmeli, dilbilgisi ve imla kurallarına çok hakim olunmalıdır. Çağın gereksinimlerine ayak uydurarak teknoloji okuryazarı olunmalı; Word, Excel, PowerPoint ve Outlook gibi temel araçlar ve modern bir yapay zekâ çok iyi düzeyde kullanılabilmelidir. Gündemi takip etmek için birden fazla gazete alınmalı ama her tarafı okunarak zihin çöplüğe çevrilmemelidir. Aynı şekilde internette ve sosyal medyada çok fazla vakit geçirerek ömür heba edilmemelidir. Her duyulan habere hemen inanılmamalı, doğruluğu araştırılmalı ve insanlara karşı hiçbir konuda önyargılı olunmamalıdır. Sosyal medyadaki izlere dikkat edilmeli, paylaşılan veya özensiz olarak yapılan bir beğenmenin uzun yıllar sonra olumsuz etkilerinin olabileceği unutulmamalıdır.

Birlikte çalışılan insanlar veya liderlik yapılan ekip, bir futbol takımı gibi düşünülmelidir. En iyi oyunculardan oluşan ancak ekip ruhu taşımayan bir takımın, birbirine kenetlenmiş mütevazı bir takıma yenileceği hatırda tutulmalıdır. Toplumsal ya da kurumsal büyük hareketlerin çok üyeli hantal gruplarca değil, adanmış birkaç yetkin fert eliyle yönetildiği bilinmelidir. Bir lider konumundaysa, Hazreti Peygamber’in buyurduğu gibi, bir cemaatin liderinin aslında onların hizmetkârı olduğu asla unutulmamalıdır. Lider, organizasyonun amaçlarını sadece küçük grup menfaatleri açısından değil, daha geniş ve ulvi hedefler açısından değerlendirmelidir. İslami emirlere riayet etmenin üzerinde olmadığını bilmeli, şeriatın ve hukukun sınırlarına bağlı kaldığı müddetçe o makamı hak ettiğinin bilincinde olunmalıdır. Otorite, büyük bir sorumluluk taşıyan ilahi bir emanet olarak kabul edilmeli; görev sadece Allah için yapılmalı ve emri altındakilere son derece nazik davranılmalıdır.

Uzun bir yola çıkarken daima tedarikli olunmalı, çıkılan her yolculuğun dönüş tarihi önceden belirlenmelidir. Daima yanında, yolda veya duraklarda okunabilecek bir dergi ya da kitap bulundurulmalıdır. Hayatın zorlu virajlarında alınganlık gösterilmemeli, başkalarının kendi ruh halini ve motivasyonunu olumsuz etkilemesine asla izin verilmemelidir. Şikâyet etmek tamamen bırakılmalıdır; çünkü şikâyet etmek enerjiyi tüketir, oysa sabır ve çözüm odaklılık insanı feraha kavuşturur. Karşılaşılan hatalar karşısında bağışlayıcı olunmalıdır, zira bağışlamak insanı küçültmez, bilakis büyütür ve yüceltir. Hayat yolunda yürürken düşülebilir, ama her düşüldüğünde yeniden ayağa kalkmasını bilinmelidir. Bir daha düşülürse, bir kez daha kalkacak güç kendinde bulunmalıdır. Şartlar ne kadar kötü görünürse görünsün, "daha iyi bir çevre oluşana kadar beklemeliyiz" gibi tembelce bir yanılgıya düşülmemelidir. Sağlıklı ve güçlü bir karakter, mevcut şartların eldeki en iyi imkânlar olduğunu kabul etmeli ve o şartlar altında elinden gelenin en iyisini yapmaya odaklanmalıdır.

Ümit her daim diri tutulmalı, çaresizlik duygusuna teslim olunmamalıdır. Firavun’a bile yumuşak bir üslupla gidilmesini emreden bir inancın mensubu olarak, insanlarla olan ilişkilerinde kırıcı olunmamalı, kırılan bağlar onarılmalıdır. Cömert, çalışkan, sabırlı, emin ve cesur bir duruş sergilenmeli; cimrilikten, tembellikten, acelecilikten, hainlikten ve korkaklıktan şiddetle kaçınılmalıdır. Küçük şeyler asla ihmal edilmemeli, zayıf yönlerine hayıflanmak yerine kuvvetli yanlarını inşa etmeye yoğunlaşmalıdır. Zorlu ve istikrarlı bir çalışmanın, hayatın birkaç önemli sahnesinde nasıl olağanüstü sonuçlar getireceğine dair zihinde canlı örnekler bulundurulmalıdır. İnsan, tüm bu ilkeleri bütünsel bir yaklaşımla hayatına tatbik ettiğinde, mutluluğun dışarıda aranan bir nesne değil, bizzat bu disiplinli, ahlaklı ve manevi yaşam tarzının doğal bir sonucu olduğunu hayranlıkla müşahede edecektir.

Hayatı düzenleyen tüm kanunlar, kurallar ve hayat pratikleri, bireysel gelişim ya da dünyevi bir başarı modeli olarak görülebilir. Ancak bir mümin için asıl mahiyet ve nihai gaye, yapılan her işte, atılan her adımda yalnızca Allah-u Teâlâ'nın rızasını hedeflemektir. Hayatın merkezine ilahi rıza yerleştirilmediği müddetçe, en mükemmel görünen disiplinler bile nihayetinde dünyalık olarak kalmaya ve hesabı verilecek amel olarak kalmaya mahkumdur.

Zamanı bereketlendirmekten bedene emanet şuuruyla bakmaya, ticari ahlaktan ailevi münasebetlere kadar sergilenen her güzel davranış, niyet halis tutulduğu takdirde birer ibadet hükmüne bürünür. Kişi, kul olduğunu ve bu dünyada bir imtihandan geçtiğini hatırda tutarak, başarısını da başarısızlığını da ilahi takdirin bir cilvesi olarak görmelidir. İşte bu sebeple, her işte yalnızca ve yalnızca Allah'ın hoşnutluğu gözetilmeli, niyetler riyadan ve dünyevi alkışlardan arındırılmalıdır.

Gerçek, kalıcı ve ebedi mutluluk, tüm bu disiplinli hayat yolculuğunu âlemlerin Rabbinin rızasına ulaştıran kutsal bir köprü kılabilmekte saklıdır.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ