Eğitim alanında yapılan araştırmalar göstermektedir ki okulun başarısını yalnızca müfredat, teknoloji, fizikî imkânlar veya akademik programlar belirlememektedir. Aynı imkânlara sahip iki okul arasında ortaya çıkan büyük başarı farkının temelinde çoğu zaman okul kültürü bulunmaktadır. Okul kültürü; öğretmenlerin birbirleriyle kurdukları ilişkiyi, öğrenciye bakış açılarını, yöneticilerin liderlik anlayışını, velilerin okula duyduğu güveni ve okulda her gün tekrar edilen davranış kalıplarını içine alan görünmez fakat son derece güçlü bir yapıdır. Başka bir ifadeyle okul kültürü, okulun ruhudur. Sağlıklı bir ruh nasıl bedeni canlı tutuyorsa, güçlü bir okul kültürü de okulun bütün sistemlerini canlı tutar.
Son yıllarda eğitim tartışmaları büyük ölçüde yapay zekâ, dijital dönüşüm, STEM laboratuvarları, akıllı tahtalar ve yeni öğretim modelleri etrafında şekillenmektedir. Elbette bunların her biri eğitimin gelişmesi açısından önemlidir. Ancak dünyanın en başarılı eğitim kurumları incelendiğinde dikkat çeken ortak özellik, teknolojiden önce insan unsuruna yatırım yapmalarıdır. Anthony Muhammad'ın okul kültürü üzerine yaptığı değerlendirmeler, eğitimde asıl dönüşümün teknolojik değil kültürel olduğunu ortaya koymaktadır. Ona göre bir okulun geleceğini belirleyen temel unsur; okulda hâkim olan inanç sistemi, ortak değerler ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkidir. Aynı anlayış, Eğitim Yöneticisi Kayhan Karlı'nın hazırladığı Okul Kültür Danışmanlığı Araç Seti'nde de vurgulanmaktadır. Bu çalışmada kültürün afişlerle değil, tekrar eden davranışlarla oluştuğu, okul kültürünün ise okulun günlük işletim sistemi olduğu ifade edilmektedir.
Bu bakış açısı, eğitim yöneticilerine önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır. Bir okulun fizikî yapısını geliştirmek, teknolojik donanımını artırmak veya öğretim programını yenilemek tek başına kalıcı başarı sağlamaya yetmez. Asıl belirleyici olan, okulun bütün paydaşlarının ortak değerler etrafında birleşebilmesi ve bu değerleri günlük davranışlarına yansıtabilmesidir. Çünkü kültür, yazılı belgelerde değil; insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde ve her gün tekrar edilen davranışlarda yaşar.
En yalın ifadeyle okul kültürü; bir okulda insanların nasıl düşündüğünü, nasıl davrandığını ve birbirlerinden ne beklediğini belirleyen ortak değerler, inançlar, alışkanlıklar ve davranış standartlarının bütünüdür. Örgüt kültürü alanındaki önemli araştırmacılardan Edgar Schein, kültürü görünen uygulamalar, benimsenen değerler ve derindeki temel inançlar olmak üzere üç katmanda ele almaktadır. Okullar açısından bakıldığında ise kültür; koridordaki selamlaşmadan öğretmen odasındaki konuşma diline, sınıfa giriş rutinlerinden veli ile kurulan iletişime, başarısız öğrenciye verilen tepkiden toplantıların yürütülüş biçimine kadar her davranışta kendisini göstermektedir.
İnsanlar çoğu zaman bir okulun vizyon metnini okumadan o okul hakkında fikir sahibi olurlar. Bunun nedeni, okul kültürünün ilk andan itibaren hissedilmesidir. Bir okulun kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan atmosfer, öğretmenlerin birbirleriyle iletişimi, öğrencilerin okula aidiyetleri ve yöneticilerin yaklaşımı, okulun gerçek kültürünü ortaya koyar. Bu nedenle okul kültürü, yazılı ifadelerden çok yaşanan deneyimlerle şekillenen canlı bir yapıdır.
Okul Kültürü Okulun Ruhudur. Bir insanın bedeni ne kadar güçlü olursa olsun, ruhu zayıfsa hayatını sağlıklı ve dengeli biçimde sürdüremez. Aynı durum okullar için de geçerlidir. Bir okul son teknoloji laboratuvarlara, modern dersliklere, akıllı tahtalara, geniş spor salonlarına ve güçlü fizikî imkânlara sahip olabilir. Ancak öğretmenler birbirlerine güvenmiyorsa, yöneticiler yalnızca hata arıyorsa, öğrenciler kendilerini değerli hissetmiyorsa ve veliler okula güven duymuyorsa, o kurumda gerçek anlamda kaliteli eğitimden söz etmek mümkün değildir.
Anthony Muhammad bu durumu son derece çarpıcı bir benzetmeyle açıklamaktadır. Ona göre okul kültürü toprağa, öğretim yöntemleri, teknoloji, müfredat ve diğer eğitim araçları ise tohuma benzer. En kaliteli tohum bile verimsiz bir toprakta gelişemez. Öncelikle toprağın güçlendirilmesi, ekime hazır hâle getirilmesi gerekir. Eğitimde de durum aynıdır. Kültür güçlenmeden yapılan teknolojik veya yapısal yatırımlar beklenen sonucu vermez. Asıl yatırım, insan kaynağına ve okulun ortak kültürüne yapılmalıdır.
Anthony Muhammad'a göre değişim iki temel alanda gerçekleşir. Bunlardan ilki yapısal değişimdir. Eğitim sistemi, teknoloji, fiziki imkânlar ve organizasyon yapısı bu gruba girer. İkinci alan ise kültürel değişimdir. İnsanların tavırları, inançları, davranışları, değerleri ve kuralları algılama biçimleri kültürel değişimin konusudur. Yapısal değişiklikleri gerçekleştirmek çoğu zaman daha kolaydır. Asıl zor olan, insanların düşünme biçimlerini ve davranış alışkanlıklarını değiştirmektir. Bu nedenle kalıcı dönüşümün kültürden başlaması gerekir. Ona göre okul kültürü diğer etkenleri sabah kahvaltısında yiyecek kadar güçlüdür
Albert Einstein'a atfedilen "Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek akılcı değildir." sözü eğitim kurumları için de önemli bir uyarıdır. Her okul değişmek istediğini söyler; ancak çoğu zaman öğretmeni, öğrenciyi, veliyi, sistemi veya müfredatı değiştirmeye odaklanırken kendi kültürünü değiştirmeyi ihmal eder. Oysa gerçek değişim, insanların davranışlarının, alışkanlıklarının, inançlarının ve birbirleriyle kurdukları iletişimin değişmesiyle mümkündür.
Bugün gelişmiş eğitim sistemlerinde teknolojinin yanında güven, ortak misyon, öğretmen gelişimi ve iş birliği kültürü ön plana çıkmaktadır. Çünkü okul kültürü; teknolojiyi, müfredatı, ölçme ve değerlendirme süreçlerini, liderliği ve öğretim kalitesini etkileyen temel zemindir. Sağlıklı bir kültür olmadan diğer bütün çalışmalar eksik kalmaktadır.
Pozitif Okul Kültürünün temel ilkesi gerçek manada belirlenen misyona bağlılıktır. Misyon, kurumun var olma sebebidir ki bütün takımı bir arada tutan çimentodur. Hemen ardından öğretmene güvenmek gelir. Başarılı okullarda öğretmen sürekli kontrol edilen kişi değil, desteklenen, gelişmesi için imkân sunulan kişidir. Çünkü güven, motivasyonu artırır, sorumluluk duygusunu güçlendirir ve öğretmenin potansiyelini ortaya çıkarmasını sağlar. Kendisine güvenilmeyen bir öğretmenin öğrencisine ve velisine güven vermesi beklenemez.
Bir diğer önemli ilke ise düşük performanslar karşısındaki yaklaşımdır. Sağlıklı okul kültüründe başarısızlık görüldüğünde ilk soru "Biz neyi daha iyi yapabiliriz?" olur. Zehirli okul kültüründe ise ilk aranan suçludur. Başarısız öğrenciyi yalnızca kurallara uymamakla suçlamak, sorumluluğu tamamen öğrenciye veya öğretmene yükleyerek okulun kendi uygulamalarını sorgulamamak gelişimin önündeki en büyük engellerden biridir. Buna karşılık başarılı okullar düşük performansları gizlemek yerine onlarla yüzleşir, sebeplerini araştırır, çözüm üretir ve yeni uygulamalar geliştirir.
Zehirli Okul Kültürü hâkim okullarda insanlar sürekli şikâyet eder, çözüm üretmek yerine mazeret arar ve başarısızlığın sorumluluğunu hep başkalarına yükler. Geri bildirim gelişim amacıyla değil, cezalandırma amacıyla kullanılır. Öğretmenler yalnızlaşır, öğrenciler hata yapmaktan korkar ve zamanla okulda öğrenme yerine savunma kültürü oluşur. Böyle bir ortamda en başarılı insanlar bile gerçek potansiyellerini ortaya koyamazlar. Zehirli okul kültürünün en belirgin özelliği, insanların sürekli sorunlardan söz etmeleri fakat çözüm üretmemeleridir. Böyle kurumlarda suçlu aramak, gelişim aramaktan daha yaygındır. Oysa verimli insanlar, verimli kurumlarda çok daha büyük başarılar gösterebilmektedir.
Güçlü Okul Kültürü büyük projelerle değil, küçük fakat sürekli tekrar edilen davranışların bütünüdür. Güvenli okuldaki her birey hangi durumda ne olacağını büyük oranda bilir. Bu anlayış; ortak dil oluşturmayı, günlük rutinleri standart hâle getirmeyi, güven ortamını güçlendirmeyi, kararları verilere dayandırmayı ve bütün bu uygulamaları süreklilik içinde yürütmeyi esas almaktadır.
Okul kültürünün gelişmesi için öğretmen odasındaki iletişimden veliyle kurulacak ilişkiye, sınıf rutinlerinden toplantı disiplinine kadar birçok davranışın ortak standartlara bağlanması gerekir. Kültür, büyük sloganlarla değil; her gün aynı özenle tekrarlanan küçük davranışlarla oluşur. Bu nedenle kalıcı değişim, küçük ama istikrarlı adımlarla gerçekleşir.
Kültürün oluşmasında en önemli sorumluluk okul liderine aittir. Çünkü çalışanlar yöneticilerin söylediklerinden çok yaptıklarını örnek alırlar. Eğer okul yöneticisi güven veriyor, öğretmenleri dinliyor, hata karşısında suçlu aramak yerine çözüm üretiyor ve varoluş gayesini merkeze koyuyorsa, zaman içerisinde okulun kültürü de aynı yönde gelişmeye başlar. Bu nedenle her eğitim liderinin önce kendisine şu soruyu sorması gerekir: "Benim kişisel misyonum, okulun vizyonuyla ne kadar örtüşüyor?" Eğer bu iki misyon arasında büyük bir farklılık varsa ya ortak hedef doğrultusunda değişim sağlanmalı ya da doğru kurumda çalışılıp çalışılmadığı yeniden değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; okul kültürü, bir eğitim kurumunun görünmeyen fakat en güçlü sermayesidir. Binalar eskir, teknolojiler değişir, müfredatlar yenilenir ve yönetmelikler zamanla farklılaşır. Ancak güçlü bir okul kültürü oluşturulmuşsa kurum bütün bu değişimlere uyum sağlayabilir. Çünkü kültür, okulun ruhudur.
Bugün eğitim dünyasının en önemli ihtiyacı daha fazla teknolojiye sahip olmak değil; daha güçlü insan ilişkileri kurabilmek, daha sağlam bir güven ortamı oluşturabilmek ve ortak değerler etrafında birleşebilmektir. Bir okulun geleceğini belirleyen temel soru şudur: "Bu okulda insanlar aynı hedef etrafında birleşiyor ve birbirlerine güveniyor mu?" Eğer bu sorunun cevabı "Evet." ise, öğrenme için gerekli en verimli zemin hazırlanmış demektir. Bundan sonra ekilecek her eğitim tohumu filizlenme imkânı bulacaktır.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...