NO CONTACT: ÇAĞIMIZIN EN MODERN SUSMA SANATI HACER ELBEY
NO CONTACT: ÇAĞIMIZIN EN MODERN SUSMA SANATI

İnsanlık tarihinin en büyük icadı nedir diye sorsanız: tekerlek, matbaa, internet falan derler.

Yanlış.

Çağımızın asıl buluşu:

No contact.

Türkçesi:

“Ben artık seninle iletişim kurmuyorum.”

Uygulaması ise son derece basit:

Engelle.

Sil.

Çıkar.

Görmezden gel.

Sessize al.

Takipten çık.

Bitti.

Eskiden insanlar kavga ederdi.

Konuşurdu.

Bağırırdı.

Ağlardı.

Hesap sorardı.

Kapıya dayanırdı.

Mektup yazardı.

Hatta bazen karşısındakini bir insan yerine koyup oturur, derdini anlatırdı.

Şimdi modern insanın bütün duygusal çözüm yöntemi tek bir cümleye sığıyor:

“Ben seni hayatımdan çıkardım.”

Hangi hayatından?

Daha iki dakika önce Instagram’da hikayesini izlediğin hayatından mı?

 

No contact, yani “temassızlık”… Popüler psikolojinin en gözde kavramlarından biri.

Bir zamanlar “Konuşarak çözün,” denirdi. Şimdi “İletişimi kesin.”

Bir zamanlar yüzleşmek olgunluktu. Şimdi engellemek özsaygının kanıtı sayılıyor.

Bir zamanlar “Neden böyle yaptın?” diye sorulurdu.

Şimdi: “Ben kimseye açıklama yapmak zorunda değilim.”

Haklı.

Kimse her davranışının açıklamasını yapmak zorunda değil. Ama insanın en azından kendine karşı bir açıklama borcu var. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkar. Fakat bıraktıkları davranışlar çıkmaz.

Numarasını telefon rehberinden silersin. Zihninden silemezsin. Sosyal medyada engellersin.

Ama gece üçte beynin sana yeni bir bildirim gönderir:

“O gün neden öyle dedi?”

İşte teknolojinin hala çözemediği tek sorun:

İçimizdeki arama motoru.

 

No contact ilan ediyoruz:

“Artık onunla hiçbir şekilde iletişim kurmayacağım.”

Sonra ortak arkadaşın hesabından bakıyoruz.Kuzeninin profilinden kontrol ediyoruz. Sahte hesaptan izliyoruz. Arkadaşımıza soruyoruz:

“Ne yapıyormuş?”

“Hayatında biri var mı?”

“Mutlu mu?”

“Beni hiç sormuş mu?”

No contact’ın çağdaş versiyonu şu:

Ben konuşmuyorum ama istihbarat teşkilatım tam kadro çalışıyor. Peki bu mudur temassızlık?

Hayır.

Bu, iletişimi kesmek değil; bütün kanalları kapatıp uydu üzerinden takip etmektir.

Bir de “Kendimi seçiyorum,” cümlesi var.

Çok popüler.

Kendimi seçiyorum.

Harika.

Peki insanın kendini seçmesi ne demek? Her zor insanı hayatından çıkarmak mı? Her eleştiriyi “toksik” ilan etmek mi? Her anlaşmazlığı travma olarak tanımlamak mı? Her yüzleşmeyi sınır ihlali saymak mı?

Bazen evet.

Bazen hayır.

Çünkü sınır koymakla duvar örmek aynı şey değildir.

Sınır:

“Buraya kadar.”

demektir.

Duvar ise:

“Bana artık kimse ulaşamaz.”

İnsan bazen kendini korumak için duvar örer.

Sonra yalnız kalınca:

“Kimse beni anlamıyor,” der.

E tabii anlamaz.

Duvarın arkasındasın.

 

Elbette no contact bazen gerçekten gereklidir. Şiddetin, istismarın, ısrarlı tacizin veya sistematik manipülasyonun olduğu yerde iletişimi kesmek bir tercih değil, korunma biçimidir. Bazen hayatımızdan çıkan insanın bir daha geri dönmemesi gerekir. Bazen bir ilişki konuşarak değil, uzaklaşarak sona erer. Bazen insanın ruhunu koruyabilmesi için mesafe şarttır. Bunu inkar etmiyorum.

Fakat asıl soru şu:

Biz no contact’ı iyileşmek için mi kullanıyoruz? Yoksa hesap sormanın daha modern, daha sessiz ve daha estetik bir biçimi olarak mı?

Çünkü bazen “Seni hayatımdan çıkardım,” cümlesinin gizli tercümesi şudur:

“Beni kaybettiğini fark etmeni istiyorum.”

İşte işler tam da burada karışıyor.

Çünkü gerçek no contact, karşı tarafın ne hissedeceği üzerine kurulmaz.

Gerçek no contact:

“Beni özlesin.” değildir.

“Pişman olsun.” değildir.

“Beni ararsa açmayacağım.” değildir.

Gerçek no contact:

“Ben artık senin ne yaptığınla ilgilenmiyorum.” diyebilmektir.

İşte bu zordur.

Çünkü insanın en güçlü bağı bazen sevgisi değil, öfkesidir. Birini artık sevmiyor olabilirsin. Ama ondan nefret ederek her gün yeniden ona dönebilirsin.

Sonra da: “Ben onu hayatımdan çıkardım,” dersin.

Hayır. Çıkarmadın. Onu kalbinin merkezinden öfkenin merkezine taşıdıysan hayatından çıkarmadın. Yalnızca yerini değiştirdin. Hala hayatının ortasında. Sadece başka bir duygunun adıyla orada duruyor. Modern insan ilişkileri bitirmeyi biliyor. Fakat yas tutmayı bilmiyor.

Hemen toparlan.

Güçlü ol.

Kendine odaklan.

Yeni bir sayfa aç.

Yeni sen.

Yeni hayat.

Yeni başlangıç.

Sanki insan kalbi bir telefonun işletim sistemi: “Güncelleme başarıyla tamamlandı.”

Hayır. İnsan böyle çalışmıyor.

Bazen kırılırsın.

Bazen özlersin.

Bazen kızarsın.

Bazen geri dönmek istersin.

Bazen de dönmek istediğin halde dönmemen gerektiğini bilirsin. Bütün bunlar aynı anda yaşanabilir. Çünkü insan duyguları bir excel tablosu değildir.

Bir hücreye mutlu , diğerine güçlü yazıp kaldığın yerden devam edemezsin.

 

İyileşmek, birini engellemek kadar hızlı değildir.

Bazen aylar sürer. Bazen yıllar.

Bazen insan, yıllar sonra bile bir şarkının içinde eski bir yaranın sesini duyar. Bu, başa döndüğü anlamına gelmez.Bazı yaralar kapanır.Ama hafızasını korur.

 

No contact’ın en çetin rakibi insanın kendi egosudur.

Çünkü içimizde küçük bir mahkeme sürekli çalışır:

“Ben haklıydım.”

“O haksızdı.”

“Beni kaybetti.”

“Hayır, ben onu kaybettim.”

“Beni asla unutamaz.”

“Acaba beni çoktan unuttu mu?”

Bu mahkeme hiç kapanmaz.

Hakim de sensin.

Savcı da.

Sanık da.

Jüri de.

Karar duruşması ise yıllardır erteleniyor. Çünkü mesele bir süre sonra karşı taraf olmaktan çıkıyor. Sen aslında onunla değil, kendine anlattığın hikayeyle kavga ediyorsun. Kimin haklı olduğuyla… Kimin kimi kaybettiğiyle… Kimin daha çok sevdiğiyle… Ve hikayenin neden senin istediğin gibi bitmediğiyle…

Belki de gerçek no contact, birinin numarasını engellemek değildir. Kendi zihnindeki bitmek bilmeyen konuşmayı susturmaktır. Artık onun ne düşündüğünü merak etmemek. Kiminle olduğunu araştırmamak.

Seni özleyip özlemediğini hesaplamamak. “Keşke şöyle deseydim,” diyerek geçmişi her gece yeniden yazmamak.

Ve en önemlisi:

Kendi değerini, bir başkasının seni seçip seçmemesine bağlamamak.

Çünkü birinin seni terk etmesi, değersiz olduğunu kanıtlamaz.

 

Birinin seni seçmemesi, seçilmeye değer olmadığını göstermez. Birinin seni anlamaması, anlaşılmaz olduğun anlamına gelmez. Bazen insanların seni görememesi, senin görünmeye değer olmadığını değil, onların bakabilecek kadar hazır olmadığını gösterir.

 

No contact…

Belki de çağımızın en ironik cümlesidir:

“Seninle artık iletişim kurmuyorum.”

Ama içimizde onunla konuşmaya devam ederiz.

Telefonu kapatırız.

Kalbi kapatamayız.

Numarayı sileriz.

Hatırayı silemeyiz.

Fotoğrafı kaldırırız.

Yüzünü zihnimizden çıkaramayız.

Ekrandaki bütün pencereleri kapatırız.

Ama içimizde bir pencere hâlâ açık kalır.

İnsan o pencereyi kapatmadığı sürece gerçekten özgürleşemez.

Çünkü bazen no contact, karşı tarafa uygulanan bir sessizlik değildir.

İnsanın kendine verdiği bir sözdür:

“Artık senin hayatını değil, kendi hayatımı takip edeceğim.”

“Artık senin beni seçip seçmediğini değil, benim kendimi seçip seçmediğimi önemseyeceğim.”

“Artık seni değil, kendimi bekleyeceğim.”

İşte gerçek kopuş budur.

Fakat gerçek özgürlük, onun adını duyduğunda hiçbir şey hissetmemek değildir belki.

İnsan taş değildir.

Bazen hafif bir sızı gelir.

Bir hatıra geçer.

Bir şarkı, yıllar önce kapattığın bir kapıyı yeniden çalar.

Özgürlük, o kapıyı açmak zorunda olmadığını bilmektir.

Hatırlarsın ama geri dönmezsin.

Hissedersin ama hissettiğinin seni yönetmesine izin vermezsin.

Adını duyarsın fakat hayatının yönü değişmez.

İşte o gün no contact sona erer.

Çünkü artık iletişimi kesmek için çabalamana gerek kalmamıştır.

İçindeki konuşma sana hükmetmiyordur.

İnsanın gerçek özgürlüğü, birini hayatından çıkardığı gün değil; onun kendi içindeki yerini durmadan yoklamayı bıraktığı gün başlar.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ