VİCDANIN ÜÇ ATLISI: MERHAMET, ADALET, SORUMLULUK HACER ELBEY
VİCDANIN ÜÇ ATLISI: MERHAMET, ADALET, SORUMLULUK

İnsanlığın en kullanışlı aksesuarı vicdandır.

Lüzumu halinde takılır, rahatsızlık verdiğinde usulca çıkarılır.

Üstelik çoğu insan vicdanını öyle maharetle kullanır ki kendi çıkarına dokunmayan her ahlaksızlığı “hayatın gerçeği”, kendi başına gelen en küçük haksızlığı ise “büyük bir adaletsizlik” ilan eder.

Ne kusursuz düzen!

Vicdanın üç atlısı vardır: Merhamet, Adalet ve Sorumluluk.

Ne var ki çağımızda üçü de yorgundur.

Merhamet, artık bir ekran görüntüsüne dönüşmüştür.

Bir acı görürüz; üzülür, birkaç cümle yazar, iki emoji bırakırız. Ardından ekranı kaydırır ve hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz. Çünkü başkasının yangınına uzaktan üzülmek kolaydır.

Zor olan, o yangının dumanı kendi evimize dolduğunda da merhametli kalabilmektir. Asıl imtihan tam burada başlar. Çünkü insan, kendisine yapılan haksızlık karşısında gösterdiği tepkiyle değil, yapma gücü varken başkasına yapmadığı haksızlıkla ölçülür.

Gelelim adalete.

Adalet konusunda hepimiz uzmanızdır. Ta ki terazinin bir kefesine kendi çıkarımız konulana kadar.

İşte o anda kelimeler değişir.

“Adalet” gider, yerine “ama” gelir.

“Yanlış” gider, “şartlar” gelir.

“Suç” gider, “mecburiyet” gelir.

Kendi kusurumuza mazeret, başkasının kusuruna hüküm bulmakta üzerimize yoktur.

Kendimiz söz konusu olduğunda çocukluğumuz, yaralarımız, travmalarımız ve psikolojik derinliklerimiz vardır. Başkası söz konusu olduğunda ise bütün mesele bir “karakter bozukluğundan” ibarettir.

Biz hata yapınca insanızdır.

Başkası hata yapınca “Zaten belliydi.” deriz.

Vicdanın en büyük sahtekârlığı da tam burada başlar:

İnsanın kendisine hakim, başkasına savcı kesilmesinde.

Üçüncü atlı ise sorumluluktur.

İçlerinde en az sevdiğimiz odur. Çünkü sorumluluk, insanın elinden bahaneyi alır.

“Bilmiyordum.”

“Görmedim.”

“Benimle ilgisi yoktu.”

“Zaten herkes böyle yapıyor.”

Vicdanın huzurunda bu cümlelerin hiçbir hükmü yoktur. Çünkü vicdan bilir:

Bazen susmak da bir seçimdir.

Bazen tarafsızlık, güçlüden yana verilmiş sessiz bir oydur.

Bazen “karışmıyorum” dediğimiz şey, yalnızca konforumuzu koruma arzumuzun kibarca söylenmiş hâlidir.

Bazen de insan, kötülüğü bizzat yapan değildir fakat kötülüğün rahatça yapılabilmesini sağlayan kişidir.

Ne var ki insan, kendisine “kötü” demeyi sevmez.

Bu yüzden vicdansızlığına daha zarif isimler bulur:

Pragmatizm.

Mesafe.

Profesyonellik.

Hayat tecrübesi.

Hatta olgunluk!

Ne kadar seçkin, ne kadar gösterişli kelimeler…

Ahlakın cenazesini kaldırırken bile kelime seçimimizdeki zarafetten ödün vermiyoruz.

İşte bu yüzden vicdanın üç atlısı da aynı anda gelmelidir.

Merhamet, “Canın acıyor mu?” diye sorar.

Adalet, “Hakkaniyetli misin?” diye karşısına dikilir.

Sorumluluk ise “Peki, bunun için ne yaptın?” diyerek insanın yakasına yapışır.

İlk soruda çoğumuz duygulanırız.

İkinci soruda uzun uzun konuşuruz.

Üçüncü soruda ise ortalığı derin bir sessizlik kaplar.

Çünkü insanın gerçek vicdanı, söylediklerinde değil, bedel ödemeyi göze aldığı yerde ortaya çıkar.

Kimse bakmıyorken kimsin?

Kimse alkışlamıyorken ne yapıyorsun?

Sana hiçbir faydası dokunmayacak bir insanın hakkını savunabilir misin?

Üstelik bunu yaptığını hiç kimsenin bilmeyeceğini bilerek?

İşte vicdan budur.

Gerisi halkla ilişkilerdir.

İnsan, başkalarının gözünde iyi görünmek için binlerce ahlak cümlesi kurabilir. Fakat vicdanın üç atlısı gece vakti kapıyı çaldığında hiçbir halkla ilişkiler departmanı çalışmaz.

Orada yalnızca hesap vardır.

Bir de insanın kendisine dahi itiraf edemediği gerçekler…

Belki de bu yüzden bazıları vicdanını susturabilmek için durmadan konuşur. Çünkü insan sessizlikte kendisini duyar. Kendi sesini işittiğinde ise bütün savunma mekanizmaları birer birer çöker.

Ve vicdanın üç atlısı kapıda bekler:

Merhamet.

Adalet.

Sorumluluk.

Onları içeri alırsan hayatın değişebilir.

Almazsan?

Hiç sorun değil.

İnsan, vicdansız da yaşayabilir.

Yalnızca geceleri biraz daha fazla ışık yakması gerekir.

Çünkü karanlıkta insanın en çok korktuğu şey dışarıdaki gölgeler değil, kendi yüzüdür.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ