OLD MONEY HACER ELBEY
OLD MONEY

“Old money.”

İki kelime.

Bir medeniyet iddiası kadar ağır, bir Instagram hikayesi kadar hafif.

Bugünün aristokrasisi artık dedelerinden kalan kütüphaneleri değil, Pinterest panolarını miras alıyor. Sınıf atlamanın yerini estetik satın alma aldı. Eskiden insanlar servetlerini gizlerdi; şimdi serveti çağrıştıran sessizliği bile yüksek sesle pazarlıyorlar.

Sessizlik bile reklam oldu.

Oysa gerçek eski para hiçbir zaman kendine “old money” demezdi. Çünkü gerçek güç, kendini isimlendirme ihtiyacı duymaz. Güneş “ben güneşim” diye bağırmaz. Ancak ampulün üzerine marka basılır.

Bugünün “old money” merakı, zengin olma arzusundan çok, köksüzlüğü örtme telaşıdır. İnsanlar keten gömlek satın alıyor; çünkü aile geçmişi satın alamıyorlar. Oxford ayakkabıları giyiyorlar; çünkü dedelerinin yürüdüğü yolları miras alamıyorlar. Porselen fincanlarda kahve içiyorlar; çünkü aynı fincandan üç kuşaktır çay içen bir büyükanneleri hiç olmadı.

Nostalji artık yaşanmış bir zaman değil, tüketilen bir üründür.

Ve piyasa, insanın en eski açlığını keşfetti: aidiyet.

Bir arma, bir mühür, eski bir soyadı, sararmış bir fotoğraf… Bunların hepsi banka hesabından daha pahalı hâle geldi. Çünkü para kazanılabilir. Geçmiş ise üretilemez.

En azından normal şartlarda.

Kapitalizm burada dahiyane bir hamle yaptı: üretilemeyeni taklit etmeyi endüstrileştirdi.

Eski para görünümü…

Eski para kokusu…

Eski para renkleri…

Eski para tatili…

Yakında eski para sessizliği de satılırsa kimse şaşırmasın.

Çünkü çağımız, özü değil, simgesini tüketiyor.

Bir zamanlar aristokrasi, servetin doğal sonucu olarak bir estetik üretirdi. Bugün ise estetik, servetin kanıtı sanılıyor. Oysa zarafet ile lüks arasındaki fark, medeniyet ile dekorasyon arasındaki fark gibidir. Biri insanın içine işler; diğeri duvara asılır.

En trajik tarafı da burada başlar.

Hakiki eski aileler, çocuklarına “üstün” olduklarını öğretmezler. Onlara daha çok “ayıp” kelimesini öğretirler. Ayıp gösteriştir. Ayıp bağırmaktır. Ayıp kendini ispat etmeye çalışmaktır.

Yeni zengin ise tam tersini yapar.

Gösterir.

Kanıtlar.

Anlatır.

Çünkü artık görünmek, var olmanın yerine geçmiştir.

Belki de “old money” dediğimiz şey hiçbir zaman para değildi. Belki mesele, bir masada nasıl susulacağını bilmekti. Bir kitabın kenarını neden kıvırmamak gerektiğini öğrenmekti. Garsona teşekkür ederken ses tonunu değiştirmemekti. Hiç kimseye kendini ispat etmeye ihtiyaç duymayacak kadar sağlam bir iç terbiyeydi.

Terbiye…

İşte modası hiç geçmeyen tek servet.

Gerisi, modanın finans sektörüne tercümesinden ibaret. Bugün “old money” diye pazarlanan estetik, yarın başka bir algoritmanın önüne bırakılacak. Fakat karakterin ikinci el piyasası yoktur. Onun indirimi de olmaz, kampanyası da.

Sonunda insan şunu fark ediyor:

Eski para, banka kasasında değil; zamanın insan üzerinde bıraktığı izlerde saklıdır.

Ve zaman, hiçbir markanın üretemeyeceği tek lüks olmaya devam ediyor.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ