Ağlayacaksan Oynamayalım HACER ELBEY
Ağlayacaksan Oynamayalım

Bazı insanlar var… Hayatla top oynamaya kalkıyorsun, daha topa dokunmadan “Ama ben kazanamayacağım ki.” diyorlar. Yahu kardeşim, sen daha oyuna girmeden pes etmişsin, biz de seni  çocuk parkında değil, hayatın sahasında sandık!

İş yerinde “Çok baskı var.” diyor, ama word dosyasını bile açarken ağlıyor. İlişkide “Çok seviyorsun boğuluyorum.” deyip, ertesi gün “Hiç aramıyorsun artık.” diye trip atıyor. Arkadaş grubunda da “Her şeyden sıkıldım.” diyerek enerjiyi emip moral seviyesini yerin altına indiriyor.
Yani nereye dönsen bir ağlama seansı, herkes terapist olmuş, kimse topa vurmuyor.

Bir de şöyle bir ironileri var: Sorun ne olursa olsun, kendileri hep haklı. İş yetişmemiş? “Patron baskı yapıyor.” İlişki bitmiş? “Ben çok verdim, o kıymet bilmedi.” Arkadaşlar uzaklaşmış? “Ben çok iyi niyetliydim.” E peki kim kötü niyetli? Evren mi? Kargo şirketi mi? Yoksa sürekli ağlayan o iç ses mi?

Gerçek şu ki, herkes biraz ağlar. Ama bazıları ağlamayı yaşam tarzı haline getirir. Yorgunluktan değil, konfor alanı bozulduğu için ağlarlar. Sorumluluk almaktan değil, sorumluluğu başkasına atarken ağlarlar. Sonra da gözyaşlarını duyarlılık diye pazarlayıp oyunun ortasında mağdur kontenjanından yarışmaya devam ederler.

Ama işte…
Hayat bir oyun.
Ve bu oyunda herkes terliyor, düşüyor, bazen ağlıyor. Ama kimse sürekli ağlayanla oynamak istemiyor. Çünkü oyunun ritmini, neşesini, mizahını öldürüyor o mızmızlık. Sahanın ortasında “Top bana gelmedi.” diye ağlayan biri, aslında topu hiç istememiştir zaten. Sadece ilgiyi istemiştir.

O yüzden artık kural net: Ağlayacaksan oynamayalım.
Çünkü bu oyun güçlü olana değil, dengeyi koruyana kazandırıyor. Ve hayatın her alanında işte, aşkta, arkadaşlıkta  gözyaşı değil, azıcık dayanıklılık gerekiyor.

Kahveni karıştırırken bile şunu unutma. Mızmızlanmak kimseye prim kazandırmadı. Ama oyundan keyif alanlar hep bir adım önde oldu.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ