Hayatımıza yön verdiğini sandığımız şey gerçekten bizim seçimlerimiz mi, yoksa seçimlerimizi çoktan belirlemiş görünmez eğilimler mi? Bir karar verdiğimizde "aklım böyle söyledi" deriz; başka bir kararın ardından ise "kalbimi dinledim" diye açıklarız. Peki, bu iki güçten hangisi gerçekten direksiyondadır? Daha da önemlisi, direksiyonda oturduğunu düşündüğümüz şey gerçekten direksiyonu mu kullanmaktadır?
Akıl kendisini insanın en güvenilir rehberi olarak sunar. Kanıt ister, neden-sonuç ilişkileri kurar, geleceği hesaplamaya çalışır. Kalp ise hayatın matematiğe sığmayan tarafını temsil eder. Sevgiyi, özlemi, tutkuyu ve merhameti taşır. Fakat dikkatle bakıldığında ne akıl bütünüyle tarafsızdır ne de kalp bütünüyle özgürdür. Akıl çoğu zaman arzularımızın avukatı, kalp ise korkularımızın sözcüsü olabilir.
Bir insan sevmediği bir işte yüksek maaş uğruna yıllarca çalışıyorsa bu aklın zaferi midir? Yoksa güvenlik arzusunun mantık kılığına girmiş hâli mi? Ya da imkânsız görünen bir aşkın peşinden gitmek kalbin cesareti midir, yoksa insanın yalnız kalma korkusunun başka bir biçimi mi? Belki de çoğu zaman akıl ve kalp diye ayırdığımız şeyler, aynı benliğin farklı maskeleridir.
Asıl soru şudur: Kararlarımızı veren kim? Düşüncelerimizi şekillendiren toplum, aile, alışkanlıklar ve deneyimler değilse nedir? Bir düşüncenin bize ait olduğundan nasıl emin olabiliriz? Kalbimizin sesi dediğimiz şey gerçekten kendi sesimiz mi, yoksa yıllardır içimizde biriken özlemlerin yankısı mı?
Bu noktada akıl ve kalp tartışması daha derin bir sorgulamaya dönüşür. Belki de hayatın direksiyonunda ne akıl vardır ne de kalp. Belki direksiyonda, ikisini de kullanan fakat çoğu zaman farkına varamadığımız bilinç oturuyordur. Akıl yol haritasını çizer, kalp yolculuğa anlam verir; fakat hangi yola sapılacağına karar veren, insanın kendini tanıma düzeyidir.
İnsan kendine en zor soruyu sormadıkça özgürleşemez: "Ben gerçekten ne istiyorum?" Çünkü başkalarının beklentileriyle yaşayan biri için akıl da kalp de başkasının hizmetkârına dönüşür.
Sonuçta mesele akıl ile kalp arasında bir kazanan belirlemek değildir. Asıl mesele, ikisinin de ötesine geçip kararlarımızın kaynağını sorgulayabilmektir. Belki insanı insan yapan şey, doğru cevabı bulmak değil; direksiyonda kimin oturduğunu her gün yeniden sorgulayabilme cesaretidir. Çünkü sorgulanmayan bir hayat yaşanır, ama anlaşılmaz; sorgulanan bir hayat ise insanı kendi hakikatine yaklaştırır.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...