Ne kadar kolay, değil mi?
Ortaya bir cümle bırakıyorsun.
Bir ima.
Yarım ağız söylenmiş bir suçlama.
Sonra da arkana yaslanıp insanların bir insanı parça parça tüketmesini izliyorsun.
Çünkü bu çağda, gerçek daha ayakkabısını bağlamadan iftira çoktan maratonu bitirmiş oluyor.
İşin en trajik tarafı da şu:
İftira artık büyük bir suç gibi değil, neredeyse sıradan bir sosyal refleks gibi yaşanıyor.
Çay koyar gibi insan karalıyorlar.
Hem de büyük bir rahatlıkla.
Sanki söz konusu olan bir insanın hayatı değil de, bir dedikodu programının sezon finali.
“Ben sadece duydum.”
Tabii.
Tarihin en kirli cümlelerinden biri bu belki de.
Çünkü bütün vicdansızlıklar çoğu zaman masum görünen cümlelerle başlamadı mı zaten?
Kimse kanıt aramıyor artık.
Çünkü hakikat yorucu geliyor.
Linç daha pratik.
Düşünmek yerine saldırmak daha kolay.
Anlamak yerine yargılamak daha eğlenceli.
Bir insanın onurunu yere atıp sonra da “abartma” diyorsun.
Ne zarif bir vahşet.
İnsanlar iftiranın yalnızca sözden ibaret olduğunu sanıyor.
Oysa değil.
İftira, görünmeyen bir bıçaktır.
Hemen kanatmaz belki.
Önce insanın sesini keser.
Sonra çevresini eksiltir.
Sonra aynaya bakışını bozar.
Ve toplum, bütün bunların üstüne bir de bilgelik taslar:
“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”
Ne büyük yanılgı.
Çünkü bazen o dumanı bizzat insanlar çıkarır.
Sonra da “yangın var” diye bağırıp kahraman rolüne soyunurlar.
En acıklısı da ne biliyor musun?
İftiraya uğrayan insan kendini savunmak zorunda kalır.
Suçlayan değil.
Zehri ortaya saçan el değil, zehirlenen beden hesap verir.
Nasıl muhteşem bir çarpıklık.
Bir insanı öldürmeden mezara koymanın modern yolu budur zaten:
Adını kirlet.
Gerisini kalabalık halleder.
Çünkü kalabalık çoğu zaman düşünmez.
Kalabalık kokuyu takip eder.
Birine “suçlu” de; gerçeği araştırmadan taş toplamaya başlarlar.
Sonra yıllar geçer.
Belki gerçek ortaya çıkar.
Ama kimse geri dönüp özür dilemez.
Çünkü toplum hafızası suç işlerken çok cesur, yüzleşirken fazlasıyla korkaktır.
İftira atanların çoğu kendini kötü insan olarak görmez üstelik.
Sadece “yorum yaptığını” düşünür.
Karakter suikastına fikir özgürlüğü süsü verir.
Ve en büyük ironi de şudur:
Ahlaktan en çok bahsedenler, bazen bir insanın haysiyetini birkaç kelime uğruna yakabilir.
Demek ki bazı insanlar için vicdan, yalnızca işlerine geldiği yere kadar vardır.
Oysa gerçekten ahlaklı biri bilir:
Bir insanın adını kirletmek, bazen bedenine zarar vermekten çok daha ağırdır.
Ama işte…
Bazıları yangın çıkarmayı cesaret, külün karşısında susmayı da olgunluk sanıyor.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...