Giriş katında “Ben senin iyiliğin için söylüyorum” panosu karşılıyor bizi. Üzerine hafif toz çökmüş, ama hâlâ gün gibi geçerli. Biraz ilerleyince “Elalem ne der?” vitrininde duruyoruz. Camın ardında çerçevelenmiş cümleler: “Kız kısmı öyle yapmaz,” “Erkek adam ağlamaz,” “Bu yaşta yakışıyor mu sana?”
İkinci katta ilişkiler bölümü var. “Ben değiştim,” “Sen daha iyilerine layıksın,” “Sorun sende değil, bende” replikleri balmumu heykellerle reenkarne edilmiş. Hepsi birbirine benziyor ama hepsi de başka başka kırıkların yankısı. Bir köşede “Ben seni hiç aldatmadım, sadece biraz uzaklaştım” duvarına çiviyle kazınmış.
Üçüncü katta aile salonu:
Girişte “Biz seni okutalım, sen yeter ki adam ol” yazısı. Yan vitrinlerde anne terliğiyle süslenmiş “Bu evin kuralları var”, “Ben senin annenim, arkadaşın değilim” örnekleri. Bir köşede babaların sessiz heykelleri, ağızlarında eksik olmayan bir cümleyle duruyorlar:“Bizim zamanımızda bir ekmeği yedi kardeş paylaşırdık.”
Dördüncü katta kurumsal kalıplar…
“Biz bir aileyiz.” “Senin gelişimini önemsiyoruz.” “Bu süreçte hepimizin taşın altına elini koyması gerekiyor.”
Pek çok çalışan hâlâ o odada mahsur. Çıkış kapısı “Kendini geliştirmek istersen hafta sonu da gelebilirsin” cümlesinin ardında kilitli.
Çocuk bölümünde en sık duyulanlar: “Yaramazlık yapma.”“Büyüyünce geçer.” “O kadar oyuncağın var, hâlâ neyin eksik?” Küçük sandalyeler, kırmızı burunlu palyaço suratlı susturma cümleleriyle çevrili.
Ve en üst katta varoluş salonu:
“Hayat böyle işte.” “Kaderinden kaçamazsın.” “Her şeyin hayırlısı.”
Bu cümleler hem avunma, hem boyun eğiş; hem dua, hem teslimiyet.
Ortasında sonsuz dönen bir plak çalıyor:
“Zaman her şeyin ilacıdır.”
Müzenin çıkışında bir pano var:
“Yine bekleriz.”
Altında küçük bir not:
“Zaten hiçbir yere gitmediniz ki.”
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...