Bir zamanlar bir tavla vardı. Kiminin evinde ceviz ağacından, Kiminin kahvede çay lekeli. Ama her yerde aynı oyun. Aynı zar. Aynı ses: Tık tık tık. Pullar yürür, zar döner. Hayat başlar, hayat biter. Ve hep biri atar. Zarı. Sözü. Kararı. Ama hiç kimse, “Neden attın?” diye sormaz. Çünkü burada, zarı atan düşünmez. Düşünmek hep zarın geldiği tarafa düşer.
Kadınlar mesela, zar atmaz bu düzende. Onlara “uslu oyna” denir. İtiraz edince, “yaramaz”. Sorgulayınca, “terbiyesiz”. Görünce, bilince, okuyunca, “fazla bilen kadın” denir. Yani tehlikeli. Yani düşüncesi başına bela olacak cinsten.
Ama zarı atan hep başkasıdır. Erkektir. Devlettir. Babandır. Patrondur. Adam gibi adamdır. Çünkü o bilir. Çünkü o düşünmez. Çünkü o alışmıştır attığı zarın hep 6-6 gelmesine.
Düşünmeye gelince, o zarın denk gelmediği tarafta oturanlar düşünür: “Niye hep ben kaybediyorum, niye ben daha oyuna başlamadan dışarıdayım, niye ben çıkmadan oyunu bitiriyorsunuz?” Bir gün biri cesaret eder, sorunun zar olmadığını, zar kimin elindeyse oyunun da onun olduğunu fark eder ve der ki: Zarı atan düşünsün. Yani artık hesap verecek olan biz değiliz; biz yıllarca düşündük, oynadık, susarak, sabrederek, sineye çekerek oynadık; yetmedi, sürgünlerde, işsizlikte, yoksullukta oynadık ama hâlâ kaybeden biz olduk. Demek ki sorun zar değil, sorun zarın kimde olduğu. Şimdi diyoruz ki: Zarı atan düşünsün. Çünkü biz düşünmekten yorulduk; çünkü biz düşünmeye başladıkça zaten o oyunun dışına atıldık. Oynayamadık, oyunu eleştirdik; tahtayı devirmedik belki ama şimdi yeni bir masa kuruyoruz. Ve ey zarla büyüyenler, zamanında düşünmeyenler… O zar bir gün size de denk gelecek. Ama bu defa oyun yok, seyirci yok, alkış yok. Sadece sessiz bir cevap var: “Zarı attınız mı? Hadi şimdi düşünün.”
Çünkü artık:
Düşünmeyen atmasın.
Düşünen susturulmasın.
Ve en önemlisi…
Kimsenin kaderi, başkasının attığı zarın ucuna bağlanmasın.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...