ZÂT-I ÂLİNİZ NİCEDİR? HACER ELBEY
ZÂT-I ÂLİNİZ NİCEDİR?

Zât-ı âliniz nicedir diye sormak, aslında bir hal hatır sualinden ziyade, insanın kendi kendine kurduğu küçük bir muhasebe divanına çağrılmasıdır. Ne de olsa bu sualin cevabı hiçbir vakit “iyiyim” kadar kısa, “kötüyüm” kadar dürüst değildir. Zira insan dediğin mahluk, hem iyidir hem değil hem keyfi yerindedir hem de yerinden kalkmak istemez.

Zât-ı âliniz nicedir efendim?

Vallahi, arz edeyim: Dışarıdan bakıldığında gayet müstakim, iç alemde ise hafifçe dağınık bir vaziyetteyim. Bir nevi toplu dağınıklık hali… Masam derli topludur lakin zihnim çekmeceleri açık unutulmuş bir dolap gibidir. Bugünlerde halim, kahve fincanının dibinde kalan telveye benzer: Ne tam içilmiş sayılırım ne de yeniden doldurulacak kadar boşum. Arada bir yerde, mütereddit bir varoluş sergilemekteyim. Soran olursa “hamdolsun” derim; sorulmayan vakitlerde ise kendi kendime hafif bir “acaba?” bırakırım. İroninin en latifi de burada tecelli eder zaten: İnsan, en çok da “iyiyim” dediği zamanlarda kendinden şüphe eder. Çünkü bilir ki, bu kelime çoğu zaman bir hakikati değil, bir nezaketi temsil eder. Halbuki zât-ı âliniz nezaket ile hakikat arasında sıkışıp kalmış bir beyanat gibidir.

Velhasıl efendim, nicedir sualine verilecek en doğru cevap şudur:

Ne pek ala, ne de berbat…

Sadece, insanım işte.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ