İnsanlık tarihi bir arayışın hikâyesidir…
Teselli arayışının, anlam arayışının, hakikat arayışının
veya tek cümleyle gerçek bilgiyi arayışının hikâyesi.
Tarih boyunca insanoğlunun en büyük soruları
çoğunlukla inançla ilgili olmuştur,
özellikle de Tanrı inancıyla.
Fakat bazı asırlar evrende her şeyin fevkinde bir Tanrı
veya tanrılar olması düşüncesi
insanların bilincine öylesine hükmetmiştir ki,
bu ön kabul çoğu vakit
Tanrının varlığı üzerine düşünme ihtiyacını bile bastırabilmiştir.
İnsanlık, Sümer, Mısır, Hint, Çin ve Yunan felsefelerinden beri
başta kendi cismi olmak üzere,
varlığı görme anlama ve keşfetme yanında
“eşya” olarak isimlendirdiği şeylere hep bir varlık sebebi bulmaya çalışmıştır.
Hemen hemen tüm zamanlarda, Tanrı inancı kadar baskın olmasa da,
ben, benlik ve nefs benzeri konular üzerinde yoğunlaşmış
ve akabinde kendi varlığı içinde insani bir “öz” olduğuna inanmıştır.
O yüzden çoğu zaman bir yandan ruh adını verdiği bu özün hakikatini,
öte yandan da duyularıyla müşahede ettiği varlığa
kabul edilebilir makul bir sebep bulmaya çalışmıştır.
Maalesef gösterdiği yoğun çabalar sonucunda insan,
ne varlığa ikna edici bir var olma sebebi bulabilmiş,
ne de şartlar ne olursa olsun
ister istemez hayatta kalmayı tercih eden fıtratının
gizemli dilini çözebilmeyi başarabilmiştir.
O, izah edilemez bir tavırla,
aklıyla bulamadığı Tanrıdan da vazgeçememiş,
hissedememesine rağmen var olduğuna inandığı ruhundan da.
Gündüzleri yaşayıp geceleri yatıp ölmek misali,
yaşam ve ölümü hep iç içe yaşamış.
Ne bu dünyadan vazgeçebilmiş,
ne de her şeyin daha güzel olacağına inandığı öte dünyadan.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...