İNSANIN KURDU ŞEYTAN (MI) DIR ? NACİ BEKTAŞ
İNSANIN KURDU ŞEYTAN (MI) DIR ?

“Eşşeytanu zi’bu’l insan”

İnsan evladının, teknolojik anlamda son derece modern alet ve nesnelerden oluşturulmuş bir dünyayı kurabilmesine rağmen, açık yüreklilikle bu dünyaya erdem ve faziletin egemen olmasını sağlayacak ahlâkî olgunlukta insanlar yetiştirmede istenilen başarıyı gösteremediğini söyleyebiliriz.

Diğer yandan modern dünya insanının açıktan itiraf etmese de her geçen gün gönül ve zihin huzuru, vicdan ile barışık olma hali, ruh ve gönül zenginliği gibi yüksek insani hasletlerin eksikliğini çok daha fazla hissettiği açıktır. Teknolojik açıdan olağanüstü imkânlara sahip olmamıza rağmen, hâlen yeterince güçlü bir ahlâkî yapıya sahip olamadığımızı maalesef kabul etmek zorundayız..

İyinin ne olduğunu çok iyi bilen insanların bile her zaman iyiyi yapmadığı gerçeğinden hareketle, hayata dair tecrübelerimiz bize göstermektedir ki insanlara yalnızca güzel sözler söylemek, konferanslar vermek, öğütlerde ve tavsiyelerde bulunmak, örnek insan ve örnek hayatlar anlatmak, onları istenilen insani/İslami düzeye eriştirmek için yeterli olamamaktadır.

Bir çağın ahlâkî yapısına, doğruluk ve dürüstlük, insan sevgisi, çalışma ve üreticilik, yardımseverlik ve hoşgörü, cana mala, emeğe ve insan onuruna saygı gibi değerler hâkimse, o zaman yüksek ahlaki özellikleri taşıyan insanların doğup büyümesi ve çoğalması çok daha kolay olacaktır. Eğer çağın ahlaki yapısı bozulmuş,  övülen insani özellikler modasını kaybetmiş,  gayri ahlâkî ve gayri meşru kavramlarla düşünülmeye ve davranılmaya başlanmışsa, o vakit de bu tip davranış gösterenler etkin ve güçlü hâle gelirler.

Bireyleri etkileyen en önemli faktör her zaman öncelikle bizzat hayatın kendisidir. İstenildiği kadar, gençlere tarihten parlak örnekler veya çok sağlam felsefi aforizmalar sunulsun; içinde yaşanılan çağın ahlâkî bir sorgulaması yapılmadığı ve her açıdan kendimizi tepeden tırnağa iyi bir hesaba çekmediğimiz sürece,  hepimiz -en iyi ihtimalle- sadece hayatın yakıcı gerçeklerinden kopuk bir hayal dünyasını tasavvur edebileceğiz.

Çevresini yabani ot ve dikenlerden temizleyemediğimiz, güneşini ve suyunu yeterince veremediğimiz sürece bahçemizdeki bir çiçeği bile nasıl kolayca yetiştiremiyor isek;  teneffüs ettiğimiz havayı, hissettiğimiz iklimi, yaşadığımız toprağı ve içtiğimiz suyun ahvalini değiştirmeden sıhhatli bir bedene ve sağlıklı bir ruha sahip olmamızı beklemek kesinlikle gerçekçi olmayacaktır.

İngiliz filozof  Thomas Hobbes’in dilinde ifadesini bulan “İnsanı insanın kurdu/homo homini lupus” olarak görerek insanı tamamen negatifleştiren felsefe ile,  insanı insana dost görerek onu tamamen pozitifleştiren  felsefe,  insana bakışın iki zıt kutbunu temsil eder.

Aslında yeryüzünde meydana gelen bütün kötülüklerin failinin her gün sokaklarda gördüğümüz etten kemikten yapılmış insanlar olmadığını bildiğimiz gibi,  yeryüzünde işlenen çoğu kötülüklerde de hemen yanı başımızda duran insanların parmağının da olabileceğini görmezlikten gelmek pek doğru değildir.

Peki, öyleyse bu kötülüklerin gerçek kaynağı kimdir, bazı insanların zihin genlerine kadar sirayet eden ve onların insani kodlarını değiştirerek bir canavara dönüştüren bu kurtlar neyin nesidir, kimin sesidir ve de hangi gücün nefesidir?

Sanırım en doğru bakış Sevgili Peygamberimizin bir hadislerinde de ifade ettiği gibi Eşşeytanu zi’bu’l insan/İnsanın kurdu şeytandır.[1] Yani asıl kurt Yüce Allah’ın özene bezene yarattığı bizatihi insanın kendisi değil, insanı ifsat ediciler, insanın fıtratına/yaratılışına uygun davranmasını engelleyen engelleyiciler,  daha doğru bir ifadeyle o doğmadan insanın etrafında oluşturulan şeytani düzenekler, şeytani yapılanmalar ve şeytani tuzaklardır.

Vahyi ilahi, atamız Adem’den beri insan için en önemli düşmanın gene insanın kendisinin yani hem cinsinin olduğunu değil apaçık bir biçimde Şeytanın ve şeytaniliğin olduğunu ve insanların şeytanın ve şeytaniliğin adımlarının peşinden gitmemesi gerektiğini yüzlerce ayet/belge ve işaretle dile getirir.

İnsanoğlunun, çoğunlukla göremediği hatta hissedemediği bu ifsat virüsünü,  pasif kanser virüsünü bünyesinde taşıdığı gibi taşıdığından ve en zayıf olduğu anda aktifleşip onu yok etmek için harekete geçtiğinden çoğu zaman haberi bile olmaz. Farkına vardığında da büyük oranda iş işten geçmiştir zaten. Bazı insanların ise bu virüsün bizzat kaynağı haline geldiğini anlamalarının ise, ancak hesap gününe ramak kala olabildiğini ibretlik örnekleriyle biz Hikmetli Kuran’ın ayetlerinden okuruz.

Öğretici, tavsiye edici, nasihat verici, onarıcı, yol gösterici ve terbiye edici özellikleriyle bazen bir muallim (öğretmen), bazen bir mürebbi (terbiye edici) ve çoğu zaman da bir mürşid (rehber) olarak dünyanın en güzel makamından insana seslenme şansına sahip olan eğitmen ve öğretmenler olarak; dünyanın en zeki öğrencilerine en iyi öğretim programını en modern usul ve tekniklerle uygulayabilsek bile.

Ruhen, ahlaken ve vicdanen eğitemediğimiz, terbiye edemediğimiz sürece, onu hem cinsi için bir kurt olmaktan, başkalarını avlamak için şeytanın yemi olmaktan kurtaramayacağımıza inanıyorum.

Eğer insanı insana dost/veli yapmak gibi bir amacımız, inancımız var ise insanın gerçek kurdu olan şeytanı- şeytani her türlü faaliyeti insandan uzak tutmanın yollarını/yöntemlerini bulmak ve onu insanın kapsam alanına sokmamak için insanüstü bir çaba göstermek zorundayız.

 

[1] Ahmed, II, 400; V, 335; Hâkim, I, 73/59

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ